Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Kafası Karışık Erkekler


Güçsüz erkekler yetiştiriyoruz topluma, el birliğiyle!
Öyle güçsüzler ki, bir başka erkekle rekabete girme ihtimali bile çıldırtıyor onları.
Pervasız erkekler yetiştiriyoruz, öyle umarsız, öyle boş vermiş…
İstiyorlar ki, hiç emek etmeden her şeyin sahibi olalım. Ne istiyorsam benim olsun. Hatta o sahip olduklarımı da elimde tutmak için hiçbir şey yapmama gerek olmasın.
“Aman, benim oğluma..!” diye diye ellerine verdik ne istedilerse.
Ah, o oğlan analarının evlatlarını kayırmaları yok mu…!? Kız anası ana değil mi de?!
Korkak erkekler yetiştiriyoruz topluma. Özgüveni düşük, duyguları, hisleri bastırılmış, ne yapacağını, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeden, böyle gelmiş böyle gider mantığıyla yaşayan, kazık kadar olmuş oğlan çocukları…
Akılları gidiyor; benim karımı/sevdiğimi başkası da severse diye. Öyle ya; “ya onunla rekabet etmek zorunda kalırsa?” Yok aslında böyle bir şey. Kadın seni seviyorsa, isterse Tarkan çıksın karşısına, bırakmaz seni. Ama bilmiyor ki. Bir yandan kendisi de farkında; “o kadını zorla yanında tutuyorsun ama sevmiyor ki seni!” diye fısıltılar çınlıyor kulaklarında. Doğru, sevmesi için ne yaptın ki bugüne kadar? Sahi, sen seviyor musun bari? Annen mi seçmişti yoksa?
Kız çocukları daha küçüklükten başlıyor eğitilmeye. Ev temizliği, yemek… Önce babaya hizmetle başlıyor. İleride beyine hizmet edeceği aşılanıyor ufaktan. Bir anne de oğluna demiyor ki “karını el üstünde tut” ya da “karının saçlarını okşa” Düşününce, ironik değil mi? “E, o kadına nasıl davranacağını bilmeyen adamları da yine kadınlar yetiştiriyor” diyor insan. Yok, aslında bu kadar basit değil. Çoğunlukla anneler oğullarına bakıyor ama onları eğitmiyorlar. “Erkek çocuğu” diyor, “babası öğretecek…” Tabi, babası da bildiği kadarını anlatacak, ne olacak ya?
Sonra ne mi oluyor?
“Erkek adam şöyle olur, erkek adam böyle yapar” naralarıyla yetişiyor çocuk. Mahallede kulaktan kulağa duyduklarıyla… Erkek dediğin… Taş fırın erkeği… Kimsenin de bir şey anlattığı yok onlara. Gördüklerinden yaptığı çıkarımlar var. Bir de kulaklarına fısıldananlar.. Bir dönemin çocukları da baron filmlerinin kurbanı. Hayatı boyunca bir kızla oyun dahi oynamamış, bütün gününü mahalle maçlarıyla, erkek arkadaşlarıyla, boncuk tabancalarıyla geçirmiş çocuklardan bahsediyoruz.  Polisiye filmlerle, mafya dizileriyle büyümüş çocuklar onlar.  Sonra bir anda çıkıp karşılarına diyoruz ki, “Hayır, böyle olmaz!”

Adamların kafası tabi ki karışır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder