Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Festival Güncesi - Part 1 [Girizgah]


Merhaba, ben Alice!
Harikalar diyarından bildiriyorum...
Geçtiğimiz günlerde bir festivale katıldım. Yaşayabileceğim en güzel tatildi diyemem belki ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, şimdiye kadar yaşadığım en güzel tatildi.
Mimari açıdan şahane bir atmosfere sahip sarayımızda, havuz başından odaya 10 dakikada gidebiliyorduk. Sanırım bu, büyüklüğünü ifade etmek için yeterli bir tabir oldu. Açık büfe yemekler de saray mutfağını aratmıyordu. Yine de otellerin, tatlı konusunda kendilerini geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Housekeeping departmanı ve genel personel üslubu konusunda da benden geçer not alamadı. Yine de bu otelin çok şirin kedicikleri var.
Organizasyonla ilgili sıkıntılar ve yarışma stresinden gerilmiş olduğumuzdan, ilk günümüzü anlamsızca ortalıkta dolanarak geçirdik. Üzerimizdeki şaşkınlığı atabilmemiz için geceyi beklememiz gerekiyormuş.
Öncelikle güzel şeylerden bahsetmek istiyorum. Çünkü eleştireceğim çok fazla şey var. Eleştirilere dalıp, aslında -her şeye rağmen- ne kadar güzel vakit geçirdiğimizi anlatmazsam bu haksızlık olur.
Bir tatile ne kadar kalabalık gittiğiniz elbette önemli. Ancak, bununla birlikte, bu kalabalığın birbiriyle ne kadar samimi olduğu ve dahası eğlence anlayışlarının birbirine ne kadar uyduğu da önemli. Mesela biz, hepimiz deliyiz. Çok sorun yaşamadık uyum sağlamakta. 11 kişi gittik ve 3 oda tuttuk. Ama çoğunlukla 1 odayı kullandık, hatta bir balkon. Dans dışında da ne kadar eğlenceli bir ekip olduğumuzu bütün otele kanıtladığımızı düşünüyorum.
Havuz başında dans ettik; çünkü gece bize yetmiyordu. Havuz oyunları… Tipik suya atmala, top oynamalar ya da deve güreşi gibi oyunları saymıyorum bile… Çeşitli akrobasi denemeleri, suda daha kolay ve güvenli olduğuna inandığımız kule denemeleri… Minyatür bir kişilik olmamın bana en büyük getirisi olarak, beni havalara atmalar, taklalar ve çeşitli akrobasiler… Dansta dikiş tutturamazsak bir sirke gireriz diye garantiye alıyoruz kendimizi (!)
Hamama giren terler diyorlar ama biz hamamda terleyemeyince saunaya attık kendimizi. Herkes aygın baydın yatarken biz, elimiz işlemiyorsa çenemiz işlesin felsefesiyle, yine insanları şaşırtmayı başardık. Oradan şok havuzuna girip, sıcaktan marşmelov olmuş bünyelerimizi canlandırdık. Sonra o enerji hamamda fazla gelince, aklımıza birden su savaşı yapmak geldi. Nereden de geliyor böyle şeyler aklımıza. Çok da uslu insanlarız halbuki! Bir tasa soğuk su, diğer tasa kaynar su koyup, birbirimizin üzerinde şok edici fanteziler kurar mıyız hiç?!
Haliyle bu kadar enerji tüketimi, yakıt takviyesi gerektiriyor. Yemek yemeye gittiğimizde o çıtı pıtı güzel kızların içinden fil çıkması… Erkekleri zaten anlatmıyorum bile [Kızlar çarpı 3 işte]. Gündüz bu kadar hareket, gece sabaha kadar dans ve birkaç saatlik uykularla, ki ben her zaman 24 saatin çok az olduğunu söylerim, gayet normal bu kadar çok yememiz. Tüm fit oluşumuzu böyle yemek yemeye borçluyuz biz. Zaten insan yemek yemeli. Bol bol et yemeli mesela.. Bir de adını bile bilmediğimiz kokteyller…Barmenler de bilmiyordu zaten. Denek hayvanı gibi kullandılar bizi. Yalnız, o “bloodymary”i içebilenlere de helal olsun. Ben bu tatilimde Mojito’dan şaşmamam gerektiğini çok net öğrendim.
Ve son olarak bu tatil, kimilerine aşkı da getirirken, ben dünyaca ünlü bir dansçıyla, ki sabahlara kadar dans edilesi bir adam kendisi, iki kere dans etmiş olmanın tesellisiyle döndüm kediciğimin kollarına.
Tüm olumsuzluklara rağmen, hiçbir şeyin moralimizi bozmasına izin vermedik. Oh olsun! Çatlasınlar!

Katre Gizem



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder