Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Kendimizi Yalnızlaştırıyoruz


"Kendi işimizi hep kendimiz görmek" temasıyla çıktım yola. Yalnızlığımla baş başa kaldığım günlerde, her şeyi bırakıp bu konu üzerine düşünmeye başladım. Kimsenin önünde belimiz bükülmeden, kendi işimizi kendimiz halledebiliyor olmamız güzel şey elbet. Ancak, gücümüzün yetmediği durumları kabullenmeyip, hala kendi başımıza halletme çabasında olmak ne derece doğru bir yaklaşım? Ve sonunda konuyu, "yalnızlık zor şey be kardeşim" şeklinde bağlayarak kapatmayı planlıyorum.

En ilkel mantıkla, hayatta kalmak için savaşmak zorunda olduğumuza inanarak yetiştirildik; en azından çoğumuz. Atmaca gibi olmamız gerekiyordu kimi zaman. Hedefe odaklanmamız, başarmak için rakiplerimizi alt etmemiz ve hep bir adım önde olmamız gerekiyordu. Büyük balık küçük balığı yiyordu. Hep 'daha iyi olan' kazanıyordu. Daha iyi olmak için birilerini geçmek gerekiyordu. Bu bir savaştı ve kimilerine göre bu savaşta her şey mubahtı.

Alt komşum çaprazımda oturan teyzenin yeni aldığı televizyonu görünce, daha iyisini almak istiyordu. Ayşe'nin sevgilisi ona sürprizler hazırlarken, "kankası" da -sırf bu yüzden- sevgilisinin başının etini yiyordu. Hikmet Amca'nın karısı, yıllardır annesi gibi yemek yapamıyordu. Küçük Ali'nin dersleri, sınıftaki diğer arkadaşları gibi iyi değildi ve onları geçmesi gerekliydi. Tüm bu insanlar ve niceleri, yıllardır -hatta asırlardır- kıyasıya savaş halinde. İşin ironisi de; bu, içerisinde kahkahalar barındıran bir savaş.

Ondan sonra, insanlar birbirine güvenemiyor; birbirinin açığını kolluyor; kimseye sırtını yaslamaya cesaret edemiyor... Dolayısıyla hep kendi başımıza kalıyoruz. Çevremizde dolanan 'köpek balıklarına' fırsat vermemek adına yalnızlaşıyoruz. Üstelik özgür irademizle...

Her zaman söylediğim gibi; makro evrenle mikro evren birbirinin yansımasıdır. Ve biz, savaşmak yerine 'eğitici ve işbirlikçi' bir etkileşmenin getirilerini hep göz ardı ediyoruz. Darwinizmin, "doğanın açlık ve ölüme karşı yaşam için verilen anlamsız ve kanlı savaşı" teorisine karşın, "Lamark sanki biraz haklı mıydı?"

Demem o ki, hayatımızın herhangi bir alanında birilerinden destek almak, birilerine omzumuzu yaslamak, birinden bir şey öğrenmek veya bir bilgiyi biriyle paylaşmak o kadar da kötü bir fikir değil. Üstelik bizim, "bir elin nesi var; iki elin sesi var" şeklinde bir atasözümüz de mevcutken, iş uygulamaya geldiğinde, "büyük balığa yem olmama" telaşına giriyoruz. Kendimizi, yine kendimiz yalnızlaştırıyoruz..

Katre Gizem

30.03.2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder