Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Uslanmaz


Bazı insanların “sevmeye”  programlı olarak doğduğu kanaatindeyim. Sanki dünyaya geliş amacımız bıkmadan, usanmadan, inatla sevmek, sevmek.. Yaşanan onca şeye rağmen yine büyük cesaret birini sevmeye kalkışmak... Ve kainatın da onları üzmeye programlı olduğu konusunda ikna olmak üzereyim…

“Geçmişte kırılan güveni kulağına küpe olmuştur kadının. Ve o küpe taktığı çantasına, sürdüğü ojeye çok uyumludur artık. Karşısına onu çok sevebilecek bir adam çıksa bile o küpeyi çıkarmak istemez kulağından.”
M.Ç.A.

Bugünden beri kulağımda çınlıyor bu cümle. İlk okuduğumda o kadar hak verdim ki.. “İşte!” dedim, “işte ben!”… Ama sonra fark ettim ki geçmişte yaşananlar sadece kulağa küpe olmakla kalmıyor.  

Kalp dediğin bir kale, fethetmesini bilene…

 Her kadının kalesi farklı malzemelerle yoğrulmuştur. Kimisi şekerden, şıpsevdi yani; sen sev yeter. Kimisi camdan, çabuk kırılır yani; özenle, itinayla bakacak birini ister. Kimisininki ise buzdandır ve yalnızdır orada. Yapman gereken tek şey içini ısıtmaktır aslında… Bu kadar basittir formülü… Uzatılabilir kadınların gönül kaleleri… Doğuştan o kalenin prensesi olarak çıkmışız bu yola. Sonra kraliçe olmuşuz… Kimimiz de kötü kalpli kraliçe… Ki onun bile nedenleri var kötü olmak için.

Buzdan bir kalede tek başına soğuktan titreyen bir kalp gördüğü en ufak ışığı bir kıvılcım sanabiliyorsa demek ki… Yıllarca buz tutmuş beklerken, bir türlü sevemeyeceğine ve hatta artık olmayacağına kendini inandırmışken o ufacık umuda tutunmak istiyorsa… Ona değer diyor insan. Her ne olursa olsun. O kadar insan girdi çıktı hayatıma. Böylesi heyecanlanmadım ben bir göze bakarken. Saat gecenin 3’ünde, tek kelimelik bir mesaja heyecanlanıp oradan oraya koşuşturacak kadar kendimi kaybettiğim başka bir zaman var mı? Onu bile hatırlamıyorum. Ve insanlara kesinlikle sevmediğin özellikleri sayarken birden “olsun canım ama ona yakışıyor” dedirtiyor hayat. İçin içini yiyor da yine gönlünü hoş tutmaya çalışıyorsun. Çünkü yok.! Başkası yok bu derece kalbini etkileyen. Yıllar geçmiş bunları yaşamayalı. Sonuna kadar tutunuyorsun bu his kırıntısına. Yeterince yorgun olan kalp, bünyesinde barındırdığı son enerjiyi de bunun için son damlasına kadar harcıyor. Pes ediyor sonunda. Ne olacaksa olsun. O mu? Tabi ki dünyadan haberi yok… Nasıl olsun? Sen yazarsın da, o okumak istiyor mu bakalım..?

Oysaki sana seni anlatsam, bir de benim gözümden baksan kendine… Oturur ağlarsın.


Omzun başım için yaratılmış be adam. Başkası uymaz oraya. Hele ki ben orada, kalbinin sesini dinlerken boynundan aşağı özenle çizilmiş çizgileri resmedebiliyorken hafızama. Yok anlatmayacağım.. Okursun falan.. Neme lazım.! 

O zaman sıradaki şarkı benim gibilere gelsin: Öğrenmiyor kalp görüldüğü üzere durumum, insan biraz olsun akıllanmaz mı?

Katre Gizem

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder