Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Hızlandırılmış Aşk

Yahu ben de onu diyorum işte,

bir kitaba ortasından başlamak gibi,

bir filmin fragmanı,

babaannemin zorla izlettiği yerli dizinin bilmem kaçıncı bölümde olması gibiydi.
Bu çocuk kim babaanne? Niye ayrıldı şimdi bunlar??

Öyle hızlı yaşıyoruz ki… Ve ben öylesine 18. Yüzyılın sonlarında sıkışıp kalmışım ki…
Birilerine mektup yazmayı özleyeceğim neredeyse. Haberi olmadan birini izleyip, hakkında her şeyi öğrenip sağa sola adını yazmayı özleyeceğim. Bir daha ne zaman göreceğimi heyecanla beklemeyi ve ne düşündüğünü bilmemeyi özleyeceğim.  Birinin hiç sezdirmeden yavaşça hayatıma girişini, sessiz ve sakince, tek kelime etmeden ve geçen zamana saygıyla, huzurla, olduğu gibi, birden her şeyi alt-üst etmeden, öyle nazik, öyle sevgi dolu… öyle güzelce hayatıma girmesini beklerken öleceğim belki de. Çünkü ciddi anlamda 18. Yüzyılın romantik dönem edebiyatından kaçan bir karakter gibiyim.
“Seni tanımak istiyorum.”
Tamam, tanı. Mani olan mı var? Bu laf bir tek beni mi gıcık ediyor? Yoksa bu da çağın gereklerinden biri mi? Hayatıma bir şekilde girmişsin, zamanla tanıyacaksın işte. Bunu özellikle belirtmenin anlamı ne? Sessizce, içinden tanıyamıyor musun?

Yok, olur mu hiç? Bana söylemelisin ki sen tanırken başkası beni kapmasın. O sırada ya başkasına aşık olursam? “Seni tanımak istiyorum” un alt cümlesi, “seninle ileride sevgili olmak istiyorum ona göre davran”  ya da “yakın zamanda sana yürüyeceğim” demek oluyor. Zira uzaktan tanımayla yetinmiyor kimse. Koştura koştura sevgili olalım. Nasılsa ilişki içinde bir ara birbirimizi tanırız. Çok da önemli değil hatta boşver tanımasak da olur. Tenlerimiz uyuşsun kafi.
Gördüm. Beğendim. Aldım. Sonra bir baktım, aslında o kadar da beğenmemişim. Bıraktım.
İşte tam bu konu illet ettiğim. Artık lanet olsun ya istemiyorum cinsinizin tek bir ferdini bile yanımda dedirten konu tam da bu.
Bana yürümedin, bana bildiğin koştun. Eee… Yol bitti.. Şimdi nereye??
Aferin.! Alkıışşş..
Bir ilişkiye nasıl başlanır? Seni seviyorum diyemez mesela başlarken. O kadar acelesi vardır ki seni sevip sevmeyeceği belli bile olmadan atlamıştır üstüne ama birazcık da edep sahibidir, utanmıştır, söylemez. Sağ olsun.. Laf arasında “senden hoşlanıyorum” der ve kaçar bu konudan. Ama yıllardır birlikteymişsiniz gibi özveri, fedakarlık ve hatta sanki evliymişsiniz gibi mükemmel yolunda bir ilişki de beklemektedir. Eh tabi fastfood ile yetişmiş bir neslin, aşkı dondurucudan çıkarıp fırınlayabileceğine inanması çok da normal galiba. Aman canım sen emek harcama.. Yorulursun falan maazallah..
“Az mı koşmadım peşinden…”
Yahu daha bir iki kere görmüşsün, sadece etkilenmişsin, sevmiyorsun bile.. Niye koşuyorsun ki? Koşma zaten.. Kendini yorma boşuna. Tanımıyorsun daha, belki çok nefret edeceksin. Hem peşinden koşacaksın da ne olacak? Güç bela ikna edeceksin ve sonra sen vazgeçeceksin? Yahu o zaman niye rahatını bozuyorsun?
Hızlandırılmış aşk programı… Hızlı tüketmeyi sevenlere…
Her şey elimize hazırlanmış bir şekilde verilmiyor bir ilişkiye başlarken. Tanıştığım herkes için “bunu arkadaş olarak göreceğim, bu ileride sevgilim olabilir” ayrımı yapmamı beklemesin kimse. Tanımak isteyen içinden tanısın bir zahmet. Koşar adımlarla başladığın ilişkide bir anda karşı tarafın hayatında değişiklikler yapamazsın, buna hakkın yok. Köklü olsun olmasın, sadece giyime karışmak meselesi değil bu. Sen daha aşkım olmamışsın ki sana aşkım deme mecburiyetim neden var mesela? Sen “senden hoşlanıyorum” deyip kaçarken ben neden “aşkım” demek zorundayım. Sırf sen kırılma diye üstelik..


Ne yaptık? Filmi ilerlettik.. Başında ne olduğu, o hale nasıl geldikleri çok da önemli değildi.. Filmin ortalarında artık rutine girmişti bazı şeyler, yürürken elini tutuyordu, akşam yemeklerini birlikte yiyorlardı, her yere birlikte gidiyorlardı, cafede yan yana oturuyorlardı, birlikte uyuyorlardı… Tamam, iyi güzel hoş.. Aaa dur bir dakika! Biz o filmin karakterleri değilmişiz ki. Yanlış role çalışmışız. Bırakalım madem o zaman..Bu sefer olmadı, belki bir dahakine… Kısmet tabi biraz da…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder