Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Hislerini Kapat..


"Turn off your humanity!"

Fantastik kurgu film sevenler bu cümlenin ne anlama geldiğini hemen bileceklerdir tabi..

Hiç bir hayat romantik komedi filmlerindeki kadar pembe değildir ve ne yazık ki her zaman her son mutlu bitmez. Gülüşümüzün daha parlak olabilmesi için arada bir gülümseyemediğimiz anlarımız da olmak zorunda ve gülümseyememek her zaman acıtmaz insanın canını. Bazen de çok acıtır. Bazen gülümseten şeyler aynı anda acıtan şeyler de olabilir. 

Gün gelir "keşke"lerimizin arasında bütün olan biteni hissetmemeyi koyabiliriz. Oraya öylece.. Kendi ellerimizle...

Her gözyaşı yakmaz yanağımızı öylece aşağıya süzülürken. Bazıları ise o küçücük hacmine kocaman bir ağırlık barındırmıştır.

Vampirlerin hislerini sanki bir tuşa basarmış gibi kapatabildiklerini yazar birçok fantastik kurgu. Bilerek, isteyerek ve bir anda. 

Bizde durum böyle işlemiyor haliyle. Ama bizim de kapatacak kapılarımız var. Kilitlenebilir kapılar.. Tabi kapıyı içeriden mi yoksa dışarıdan mı kilitlediğiniz önemli. Tanıdığım bir çok insan kendisini içeri kilitlerken ben farkında olmadan dışarıdan kilitlediğimi fark ettim.

Bir tuşa basmak gibi kapıyı çarpıp çıkamıyorsunuz kendi kalbinizden. Zamanla oluyor bunlar. Bir kere sihirli sözcükleri söylediğinizde ve o "keşke" lerinizin arasına bunu eklediğinizde kapı ağır ağır kapanmaya başlıyor. Her bir darbede duvara biraz daha gömülen bir çivi gibi.. Aldığı her darbe kapıyı biraz daha kapatıyor. Ve sonunda bir bakıyorsunuz ki kapanmış. 

Kapınızın suratınıza kapanması "nispeten" bir vampirin hislerini kapatması gibi

ve

"Every magic comes with a price"

Ağrıyan bir yerinizin bir süre sonra uyuşması ama daha geniş bir alana yayılması gibi.. Kapının ardına saklanan sadece acınız olmayabilir.

Ben o kapının arkasında gülüşlerimi de unutmuşum acımın telaşına düştüğümde. Sevebilme yeteneğimi, mutlu olabilme yeteneğimi.. Hissetmemem gerektiğine öyle odaklanmışım ki bir gün bir şeylere kızabilmeyi bile arayacağımı düşünmemişim.. Artık hiçbir şeyin daha fazla acıtamayacağını bilmenin en büyük getirisi inanılmaz derecede sakin ve soğukkanlı kalabiliyor olmaktı. Çevremdeki birçok insanı kıskandıracak cinsten soğukkanlılık. Çünkü soğukkanlılık da beraberinde objektif bakabilme ve çözüm üretebilme yeteneğini tetikliyor. 

Sonra bir gün hissedebilmeyi diledim. Çevremdeki insanların aşık olduklarını izlerken, birbirleriyle kavga ederken bile sevebildiklerini izlerken, ağlayabilmenin ne kadar rahatlatıcı bir şey olabileceğini gördüğümde ve en önemlisi yaşıyor olduğumu bile hissetmediğimi fark ettiğimde yeniden hissedebilmeyi diledim. Nefes alıyor olmak yaşadığımı kanıtlamıyordu. Hissetmem gerekiyordu. Ama kolu kırılmış bir kapıyı açmak gibiydi o yavaşça kapanmış kapıyı yeniden açmak.

Vücudumun etrafında görünmez halkalar vardı sanki. Beni kontrol ediyormuş gibi sıkıca gerilmişti. Normal olanın beni sinirlendirmesi gereken olaylara tepki vermeyi denedim önce. Ufak ufak sinirlenebilmeyi hatırladım. Çocuklar gibi ağlayabilmeyi ve ağlamanın da bir ihtiyaç olduğunu öğrendim. Sonra sevmeyi.. Sadece insan oldukları için bile sevilmeyi hak ettiklerini düşündüm insanların. Önüne hiçbir sıfat eklenmeden sadece saf sevgiyle sevmeyi, yeni doğmuş bir bebek gibi. Acıttı sonra.. Uzun bir aradan sonra birini severken daha önce hiç canım acımamış gibi tarifsizce acıdı. Elim ayağım birbirine dolandı. Yanlış bir karar mı vermiştim hissedebilmeyi seçmekle? Dindi sonra.. Bazı acıların dinebileceğini öğrendim, bazı yaraların tamamen geçtiği bazılarınınsa iz bıraktığı ama artık acımadıkları gibi ruhun yaraları da dinebiliyordu. Hızlı öğreniyorum sanırım..