Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Bu Hayat Benim, Benim Hayallerim, Benim Seçimlerim...

İnsanlar var. Hayatınızla ilgili kararları kendi doğrularına göre ve sizin adınıza almaya teşebbüs eden, bu konuda izin isteme tenezzülünde bile bulunmayan ve en kötüsü bu konuda son derece haklı olduklarını direten insanlar. Öyle ki beyninizin en arka odalarının kilitlerini açıp bilinç altınızın duvarına kendi tablolarını asmak konusunda hiç de utanmaları yoktur. Öyle insanlar ki sadece kendi mantıklarının kabul ettiklerini doğru görüp diğer fikirlere kapalı olmalarının yanı sıra farklı fikirlerdeki insanları da apaçık yargılamaktan zerre çekinmezler... 

Evet farkındayım. Belki çok sert konuşuyorum. Belki de konuya çok keskin bir giriş yaptım. Ama bu iş gerçekten çığrından çıktı artık. 

Hayal kurmanın ve kurduğun hayalin peşinden gitmenin "saçmalık" olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Doğru olduğuna inandığın bir şey yapmış olsan da nedenlerini gerekçelerini başkalarına açıklamak zorunda olduğumuz bir hayatı yaşıyoruz. Bazımızsa şanslıdır belki...

Bir çocuk düşünün, bir hayal kuruyor. Basitçe büyüdüğünde yapmak istediği bir mesleği... Ama o toplumda kabul görmeyen bir meslekse yada yeterince kazandırmıyorsa senin onu yaparken mutlu olacağının bi önemi yok. Çünkü çoktan olumsuz yorumlarla beynini yemeye başlıyorlar. Çoğunlukla başı aile çekiyor. Doktor, avukat yada memur olman lazım mesela. Çünkü garantili. Çünkü kendilerinin risk almaya cesareti yok ve senin de almana müsade etmiyorlar. Onların gözünde yanlış olanın senin gözünde doğru olabileceği gibi bir ihtimal yok. Sayısal okuyanların üstünmüş gibi algılandığı bir ülkedeyiz ve bunu ne akla hizmet sayısal bir bölüm bitirdiğini bilmeyen bir insan olarak söylüyorum. Hiç sevmediğim halde, yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim diye bitirmek üzere olduğum bölümümden bahsetmiyorum bile... Ve neredeyse her arayışlarında kpssye hazırlanıp hazırlanmadığımı sormaktan bir türlü bıkmayan ve her seferinde öyle bir niyetimin olmadığını belirtmeme rağmen bir türlü derdimi anlatamadığım ailem... Sizleri seviyorum.

Toplumsal baskışarın devamına başka bir sefer değineceğim. Takdir edersiniz ki kendisi uçsuz bucaksız derin bir derya..

Evet aileler nispeten haklı gerekçeleri (mesela kan bağını) öne sürerek hep hayatına müdahil olmaya çalışır. Çünkü atamazsın, satamazsın, yüzyüze bakacaksındır ve susarsın, büyüğündür saygı duyman lazımdır vs vs.. Liste uzar gider... 

Ama aynı alışkanlık arkadaşlarda da vardır. Ve insan piskolojisi bu ya her insan öyle kolay resti çekemez hayatını kendi istediği gibi yol vermeye çalışan bu insanlara. Özellikle de kendi başarısızlıklarında seni de akıntıya katmak isteyenler en zehirlileridir. Çünkü sana iyilik yaptım sanırlar. böyle sandıkça da daha çok yorum yaparlar.. Ve panzehiri yoktur. 

Hayatım boyunca kendi özgüvensizliğini bana empoze etmeye çalışan insanların sesleri çınladı kulaklarımda.. Haksız olduklarını bilsem de hala böyle şeyler sinirlerimi zıplatmaya yetiyor. Bugün de böyle saydırmamın nedeni ibrenin çok yüksek değerleri gösteriyor olması. Belki de zamanı çoktan gelmişti bilemiyorum. 

Hayatınızın en önemli kararlarından biri olan kariyer kısmını geçtik sanıyorum. Şimdi bir hobi düşünün. Yapabilseniz de yapamasanız da yapmaktan keyif aldığınız bir şey. Herhangi bir şey.. O konuda yeterli teknik bilgisi dahi olmayan insanlar sürekli onu yapamayacağınız konusunda başınızın etini yiyor. Bariz piskolojik baskı. Ve sizi kolaylıkla başarabileceğiniz o işte potansiyelinizi yarıya indirmekte başarılı olma ihtimalleri de yüksektir.

Örnek mi? Örnekten bol ne var. Misal eski dans partnerim benim ritim duygumun olmadığını ve benim dans edemediğimi söylemekten başka bir şey yapmazdı. Pratik yapmaya ikna edemezdim bir türlü. Yarışma günü yeni bir figür verirdi ve yapamazsam bu benim yeteneksizliğim tabi ki. Halbuki bu işi bilen insanlarla pek de aynı fikirde olduğunu zannetmiyorum . Ama o zamanlar ki ben daha başlayalı birkaç ay olmuş. İnsanın hevesini nasıl da kırıyor. Zamanında ona uyup dansı bıraksaydım ve en sevdiğim bu şeyi yapmaktan uzaklaşsaydım..? ( ki sırf onaylamadıkları için dans yüzünden başımın etini yiyen sülelemi hiç saymıyorum. O kısım başlı başına bir roman konusu) Gelelim diğer örneğe.. Arkadaşlarımın %50si sesimin çok ince olduğunu söyleyip beğenmezken, %50si de çok güzel diyor. (Tabi annem bu yüzdelere dahil değil - bana çok kızıyor biliyorum ama..) Bu konuda bir türlü hemfikir olamıyorlar. Oysa herkez her tondaki müziği sevmez... Oysa müzik bir aşktır. Böyle şeyler görecelidir. Sırf sen sevmedin diye senden olmaz yapamazsın edemezsin şeklinde beynini yemenin alemi ne. Sen dinleme canım ben evde kendime söylerim. Mesele benim keyif almam değil mi?? Daha örneklendirebilirim ancak bu paragrafa şimdilik bu kadar..

Gelelim bir diğer hayale..!! Bu belki de yapmanızın en zor olduğu bir hayal olsun. Ama daha önce yapanların da olduğu bir hayal. Yani ışınlanmak gibi bir şey değil ama aya gitmek olabilir gibi... Ya da boşversene Einstein yapana kadar kim atomu parçalamanın hayalini kuruyordu ki.. Varsayıyoruz ki eşi benzeri görülmemiş bir hayal.. İşte bu noktada ülkenin de zamanın da dışına rahatça çıkabilirim çünkü tüm kütüphanelerce kanıtım var insanların hayallerinin ne derece engellenmeye çalışıldığına dair... Neden olmasın ki? Ya da bu kadar çok istiyorsan başarırsın bence? Demesi çok mu zor? Onun yerine neden insanları gerçekçi düşünmedikleri yönünde uyarıyorsunuz acaba?? 

Ve bu konuda örneklerimi de vererek konuyu noktalıyorum. Çünkü hayatımda bu tarz örnekler bir roman yazdıracak kadar çok. Ama tabi benim öyle bir niyetim de pek yok. Örneklerimi yaşadıklarımdan seçiyorum ki bana geçip de olur mu öyle şey demeyin. Oldu işte bizzat yaşadım diyebileyim diye.. Misal yurt dışına çıkayım diyorum. Orada yaşıyayım diyorum.. Ve bana çok değer verdiğim insan kalkıp da gerçekçi bir hayal kurmadığımı söylüyor. O anda canımı ne kadar sıktığını fark etmediği bir yana, sonra oraya gitmiş ve kötü şeyler yaşamış bir insan bulup bana orayı kötülettiriyor.. İyi de ben oranın insanı melektir demedim ki. Her yerin iyisi de vardır kötüsü de.. Birkaç kötü örneğe bakarak geneli kötülemeye hakkımız olmadığı gibi, birkaç iyi örnekle onları göklere çıkarmak akıllıca bir iş değil. Ve bu benim hayalim ve benden başka kimseye de mantıklı gelmek zorunda değil.. 

Ve son örneğim. Beni bu akşam böyle şeyleri yazmaya iten ve sinir katsayılarımı yükseklere zıplatan bir örnek.. Yurt dışından bir erkek arkadaşım var ve bunun derdi yakın olduğum bir arkadaşıma düşmüş olacak ki akşam beni fırçalama ihtiyacı gördü. Mantıksız bir hareket bu, saçmalamışsın demesinin yanı sıra -ne zaman öyle bir cümle kullandığımı bilmesem de- Türk erkeklerinin canı ceğenneme deyip elin gavuruyla sevgili olmuşum. Ya Türk erkeklerinin niye canı cehenneme olsun ki? Öyle düşünsem bu zamana kadar hiç Türk sevgilim olmazdı. Yabancı olması özellikle arzuladığım bir şey değildi ki. Küçüklüğümden beri yabancı arkadaşlarım var. Öyle bir düşüncem olsa bu süre zarfında Türk değil yabancı erkek arkadaşım olurdu. Bir de belki de hayatımız boyunca karşı karşıya gelemeyecekmişiz. Evet buradan açıklıyorum erkek arkadaşım aslında farklı bir gezegende yaşıyor (Gora'da mesela) Ve oranın atmosferine uyum sağladığı için Dünya'ya gelemez ve ben de o gezegene gidemem. Yani gecenin bir körü erkek arkadaşımdan ötürü yediğim fırça değil de bu mantıksız. E yani... Sonuçta bu benim hayatım mı ki? Bana gelene kadar herkez çorbaya bi tuz atmaya meraklı.. Ortaya fena tuzlu birşey çıkması ve zaman zaman insanın ağzının tadını kaçırması normal haliyle... 

Bu örnekler aslında çok basit ve herkesin gündelik hayatla (muhtemelen benim kadar sık olmasa da) sürekli karşılaşabileceği şeyler. Burada önemli olan aklınızda bir şey varsa, yapmak istediğiniz bir hedefiniz, sizden başka kimseye mantıklı gelmek sorunda değil. Siz keyif aldığınız sürece gerisi gerçekten teferruat. Bu hayata bir kere geliyoruz ve  yapmaktan keyif almadığımız bir işi yapmaya zorlanıyoruz giymekten zevk aldığımız şeyler aynı zamanda mahallelinin de onayından geçmeli, hayallerimiz kendilerince saçma olduğunu düşünen  insanlarca hırpalanıyor.. Ve biz bu hayat benim, benim seçimlerim, benim hayallerim... Kabul etmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın dediğimizde terbiyesizlik etmiş oluyoruz. Kabalaşmış oluyoruz... Onların bize yaptığı ise bizim iyiliğimiz için... Kime göre neye göre?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder