Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Küçücük Bir Yürek

Kelimenin tam anlamıyla afacan bir çocuktu. Henüz 6'sında ya var ya yok.. Kendisinden bir yaş küçük kız kardeşinin doğmasıyla ilginin üzerinden gittiğini düşünen her çocuk gibi kıskançlığını hırçınlıkla gösteriyordu. Yaptığı haylazlıklardan azar işitmeye ve terlik yemeye o kadar alışmıştı ki her seferinde hırçınlığı git gide artıyordu.

Üstü başı çamur içinde girdi kapıdan içeriye. Kapının önündeki paspas da çamur olmuştu. Çaktırmadan odasına doğru kaçtı. Annesi mutfakta bir şeylerle ilgileniyordu ve geldiğinin farkına bile varmadı. Pek alışılmış bir durum değildi aslında ama çocuk bunu fırsat bilerek odasında oynamaya devam etti. Kız kardeşi de yanına geldi. Aradan bir süre geçti ve her çocuk gibi -olağan- oyuncak kavgasına tutuştular.

Nihayet anneleri de durumu fark etmişti ve yanlarına geldi. Her ikisine birden bağırarak "Neyi paylaşamıyorsunuz yine?" dedi. Çocuklar hep bir ağızdan dertlerini anlatırken kadın daha da sinir oldu ve mutfağa geri döndü. Bir tuhaflık vardı (?) Çocuklar da peşinden mutfağa yöneldiler. Kadın, yemek masasının önündeki sandalyeye oturmuş ağlıyordu. İki çocuk, iş, ev, hayat şartları ve daha çoğaltabileceğimiz bir çok nedenden dolayı yorulmuş olan kadın artık basit bir çocuk kavgasında bile patlayacak kadar kötü olmuştu. 

Gözleri doldu çocuğun. Usulca -ve biraz da korkarak- yaklaştı annesinin yanına. Ellerini annesinin dizine koyarak çenesini ellerine yasladı ve bir süre baktı. Anlayamıyordu. Annesi ağladıkça küçücük gözleri doluyordu. Sonunda eğildi çocuk ve yerden terliği alıp annesine uzattı. Sonra da şu sözleri fısıldadı ağlayarak;

"Anne ağlama! Bana vur, kız, döv.. ama lütfen ağlama!"

...Katre Gizem...
03.08.2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder