Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Kimya Bölümü Okumak İsteyenlere Acı Gerçekler



Bir keresinde kimya bölümü okumak evliliğe benzer diye bir yazı paylaşmıştım ve aynen şöyleydi;


Kimya bölümü okumak evliliğe benzer; ilk sene genel dersler alırsın ve aynı balayı gibidir, ikinci yılda analitik, organik, anorganik gibi dallara ayrılmaya başlar ve bu balayının bittiğini ve artık tamamen bir evli çift gibi olduğunuzu gösterir, üçüncü yılınızda işe fizikokimya biyokimya gibi konular, ağır lablar.. eklenince bu evliliğin artık boşanma raddesine kadar geldiğini, artık bıçağın kemiğe dayandığını hissedersin, son sene gelir artık boşanmak istesen de boşanamazsın ve 4. senenin sonunda artık nur topu gibi bir diplomayı verirler kucağına..

Buna ek olarak 4. yılında hala mezun olamayan kesim var ki bir hayli kalabalıktır bu kesim, onlar da artık boşanma davası sürenler, artık ne olacaksa olsun evleri ayıralım da prosedür kalsın diyenler. 

Başlığı atarken acı gerçekler yazmamın bir sebebi var elbette. Hiç mi iyi yönü yok bu bölümün? Bu kadar mı kötü? Var tabi, onlara da gelecek sıra. Bugünlük acı gerçekleriyle devam edelim.

Bir kimyager adayının en çok karşılaşacağı sorunlardan birine değinmek istiyorum. O kadar çok karşılaştım ki bu olayla artık bir kaide gibi resmen. Yurt dışında bilim adamı statüsü gören Fen-Edebiyat Fakültesi mezunları nedense ülkemizde pek dikkat çekmiyor gibi. Nedenini inanın ben de bilmiyorum. Ancak birileriyle şu konuşmayı yaşarsanız şaşırmayınız;


-Sen şimdi ne okuyorsun?
-Kimya
-Hımm. Anladım. Öğretmenlik mi?
-Hayır bölüm okuyorum ben.
-Mühendis mi olacaksın yani?
-Yok kimyager olacağım ben.
-Hımm. Ne oluyor yani o.? Ne yapıyor?
Anne veya baba orada lafa atlar;
-Fabrikalarda, tekstilde falan çalışabiliyor.
-Konfeksiyona mı gireceksin şimdi sen..

Bu konuşma karşınızdaki kişinin yaşına göre uzaya da bilir, kısala da bilir.

Kimyanın alanı o kadar geniştir ki aslında bir kimyager ne yapar sorusuna tek bir cevap vermek imkansız gibidir. Ancak böyle bir soruyla karşılaşınca nedense ilk akla gelen tekstildir. Ne yazık ki bu da ilk başta konfeksiyon görüntüsünü canlandırır karşıdakinde. Oysa bir kimyager orada oturup dikiş dikmez. Muhtemelen karşı taraf da dikiş dikeceğini düşünmez ama sorun zaten onda hiç bir şeyi anımsatmamasıdır.

Bu bölüme ilk geldiğimde hocanın ilk söylediği şey aynen şöyleydi;


"Lisede kimya ile alakalı gördüğünüz her şeyi unutun.! Kimya orada gördüğünüzden çok daha farklı"

Haklıdır da. Mesela lisede size soy gazlar bileşik oluşturmazlar denir. Oysa ilk senenizde XeF4 gibi bir bileşik  çıkar karşınıza. Devamı da var bunların tabi ki. Bu insanda ilk başta ihanete uğramış gibi bir his uyandırır. "Ne yani onca sene aldatıldık mı biz? Kandırdılar mı bizi?" gibi sorular sorulur. Kendinizi önceden hazırlayın derim ben. 

İlk laboratuvara girdiğimizde ise oradaki hocanın bize söylediği ilk şey de şöyleydi;


"Bir kimyager aynı zamanda iyi bir bulaşıkçıdır da."

Yani korkmayın mezun olduğunuzda hiç iş bulamazsanız bir yan mesleğiniz daha var. O cam malzemelerin temizliğinden, bençlerin temizliğinden hep siz sorumlu olacaksınız.

Anorganik kimyaya geldiğinizde haftalarca tek elektronlu sistemleri sanki tüm periyodik cetvel için geçerliymiş gibi anlatacak hocalar size. "Yahu bu Bohr'un işi gücü yok muymuş?" diyeceksiniz belki de. Onca dersin sonunda diyecekler ki bütün bu anlattıklarımız sadece tek elektronlu sistemler için geçerli. Ama korkmayın bu tek elektronlu sistem sadece hidrojen değil. Helyum ve lityumun da tek elektronlu hallerini inceleyeceksiniz. Bu da bir şeydir.

Her üniversitede program değişse de genel olarak; ilk sene haftada 1 gün, ikinci sene 2 gün, üçüncü sene bir dönem 2 bir dönem 3 gün son sene ise eğer deneysel tez alırsanız 5 gün laboratuvarda olacaksınız. Bunun dezavantajları neler peki? Laboratuvarda deneyi yapabilmeniz için önce o deneyle ilgili her şeyi biliyor olmanız gerekmektedir. Ama bunu hocalardan değil size verilen föyden ve internetten kendiniz araştırıp çalışıp gideceksiniz. Quiz olacaksınız. Belirli bir not alabilirseniz lab.a girip o deneyi yapmaya hakkınız olacak. Dönem boyunca sadece max. 2 devamsızlık hakkınız var ve quizinden geçemediğiniz yani atıldığınız deneyler de bu rakama dahil. Diyelim quizden geçtiniz. Sonrasında deneyi yaptınız. Sonrasında eve gittiğinizde o deneyin raporunu hazırlamanız gerekiyor. Bazı deneylerde lab. süresi yetmeyebiliyor. Yani normal zamanınızda bile lab.ın peşinizde olduğu zamanlar olacaktır. Maddenizi kurutup (buharlaşmaması için takip ederek tabi) daha sonra tartıp ona göre bir rapor yazmanızın gerektiği günleriniz olacaktır. Dahası bu dersten vize ve final de olacaksınız. Şimdi ise en can alıcı noktasına geleyim. Tüm bunları yapacaksınız. Hepsinden aldığınız notlar belirli katsayılarla çarpılarak toplanacak. (%20quiz+rapor, %20 vize, %60final gibi) Ona göre bir notunuz olacak. Ve bu not genel not ortalamanıza yani transkriptinize sadece 1 kredilik bir etki edecek. Tüm bu yorgunluğun getirisi sadece 1 kredi olacak. Sanırım kimyanın en acı olan gerçeği bu oldu.

Hele o ezberlemekte zorlandığınız denklemler yok mu? Şimdiden korkutmasın. Çünkü emin olun ezberlemekte sıkıntı çekeceğiniz şeyler denklemin kendisinden çok ismi olacak. Hangi denklemi hangi bilim adamı bulmuş. Ha, bir de çıkarılışları. Şimdiden matematiğe sıkı sarılın derim türev hadi bir nebze de integrali yapamazsanız çok sıkıntı çekersiniz formül çıkarılışlarında.

Bu örnekler gittikçe çoğaltılabilir tabi ki. Ancak şimdilik bu kadar yeter diye düşünüyorum. Bir sonraki ise kimyanın tatlı gerçekleri olacak.. :)


...Katre Gizem...
02.06.2013

2 yorum:

  1. Tatlı gerçekleri merakla bekliyoruz.. :)

    YanıtlaSil
  2. Eğer öğretmen olmak icin formasyonumda olsun derseniz bir girdap icine dustunuz demektir 100 lu sayilarla alim yaparlar sizde kahrolursunuz

    YanıtlaSil