Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Baba Olmak Zor Zanaat.





Doğduğum gün ile ilgili bir yazı yazmıştı bir keresinde babam.

Sevgili kızım Gizem 01/07/1991 yılında sabah ezanıyla Bakırköy (İSTANBUL)'da dünyaya geldi. Onun gelişiyle birlikte yağmur başladı, ortalıkta güzel bir koku vardı. İşte kızımın kokusu...
diye başlıyordu..

Oğlan anneye, kız babaya derler ya hani çok doğru. Bir kız evlat için babalar daha kıymetlidir. Buna rağmen en çok çatışma da babayla olur.
Anne hep sevgidir oysa. Ve her anne aynı şekilde çok seven.. Ama babalar farklıdır hep birbirinden. Kendine göre evlat yetiştirme yöntemleri vardır. Çoğu zaman ise aynı hatalar tekrarlanır tekrarlanır durur.. Ben bir örnek üzerine yoğunlaşacağım bugün.

Bazı babalara göre bir çocuk sadece ders çalışmalıdır. Sana sorduğunda detaylı bir şekilde anlatırsan yanlış anlayabilir. Yaptığın şey dersine yararlı olsa bile ucu televizyona, bilgisayara veya evden dışarıya dayanıyorsa onu farklı algılama potansiyellerine sahiptirler. Kısaca "ders çalışıyorum baba" diye özetlemediğin sürece senin kütüphaneye/internet kafeye gitmen bir gezme ve eğlencedir. 

Mesela ben İngilizce kelimeleri Sims oynayarak öğrendim. Geçtiğimiz sene Korece'ye başladığımda da oyunu Korece yaparak o şekilde kelime ezberledim. Ama bunu babama söylesen; "OYUN OYUNDUR." Bu kadar basit ve net.

Bir çoğuna göre sosyal faaliyetler çok gereksizdir. Size hiç bir şey katmaz. İstanbul gibi büyük şehirde yaşıyorsanız özellikle, sosyal faaliyetlerinizi engellemek için ellerinden geleni yapma ihtimalleri var. Bir öğrenci ders çalışmalıdır. Ne işi var arkadaşlarıyla kafelerde, gezilerde.. Babanız, arkadaşlarınızla gezmenize izin veriyorsa şükredin. Çünkü benim lise çağlarım Bakırköy'de bombaların patladığı döneme denk gelmişti ve bu da babamın sabit bir bahanesi olmuştu.

Çok fazla telefon kullanmanız, yeni bir ayakkabı için diretiyor olmanız,  yeni bir elbise, sinema biletleri... babalar için kabus gibidir.

Ve sanırım gençken anlamakta zorlandığınız en önemli nokta ise babanızın asla bir erkek arkadaşınızın olmasına izin vermemesidir. Hatta bir erkekle normal arkadaş olsanız bile hemen sevgiliniz olarak algılanır ve görüşmeyi kesmeniz istenir. 

İyi polis, kötü polisi oynarlar hep evde. İyi polis anne, kötü polis baba olur. Annenin güzellikle dinletemediğini, baba bağırarak dinletmeyi dener. Bu yüzden de otorite olmanın büyük bir sorumluluğu vardır üzerinde. Sevgi ve şevkat gibi olguların bu otoriteyi sarsacağına inanılır. Bu yüzden de sevgilerini hep içlerinde saklar babalar.

Günümüz ortadirek ailelerinde geçimle ilgilenmekle o kadar meşgüllerdir ki o yorgunlukla bir de sizin hayatınızın detaylarına kafa yormak zor gelir. Derslerinizin ne olduğunu veya nelerin size faydalı olacağını araştırmadan "ders çalış" diyerek kestirip atarlar. Günde ne kadar zamanı oyuna ne kadar zamanı derse ayırdığınızı takip etme fırsatları olmadığından ve oyunun başından kalkmaz da başarısız olursunuz korkusundan her oynadığınız oyuna kıyametleri kopartırlar. Çünkü yeterince çalışmazsanız notlarınız kötü gelir ve ileride iyi bir meslek seçmekte zorlanırsınız. Bu da size düşük maaş ve geçim sıkıntısı olarak geri dönecektir. Bir babanın aklından geçen ilk şey de bu olduğu için o andaki hislerinizi gözardı edip robot muamelesi yapabilirler. Geçim zaten başlı başına bir sorundur. Babanız gidip ev sahibine yada sular idaresine çok para istiyorsun ben hepsine nasıl yetişeyim diyemeyeceğinden telefon faturası, eğlence masrafları gibi zaruri olmayan şeylerden kısarak dengeyi bulmaya çalışırlar. Buradan zararlı çıkan çocuklarmış gibi görünür hep. Erkek arkadaş konusu ise tam bir kabustur. Yaşın gereği insanlarla iletişimde hatalar yapabileceğini düşünür, kendi gençliğindeki meraklarını ve yaptıklarını hatırlar, olabilecek en kötü senaryoları da kafasında kurduktan sonra kızının erkek arkadaşı olmasına kesinlikle izin veremeyeceği konusunda karar kılınır. Çünkü bu konuda birebir takip edip koruma altına alamayacağını bilir. Sonuçta incinme ihtimaliniz ise çok yüksektir. En kestirme yol ise "HAYIR.!" demektir. 

Küçükken bu açıdan bakmak zordur. Dolayısıyla da sürekli isyanlar edilir. Çatışmalar olur. Büyürken empati kurmayı da öğrenir insan zamanla, anlamaya ve yumuşamaya başlar. Daha sonrasında ise zamanında kendisinin neler hissettiğini unutup aynı hataları kendisi de tekrarlar. Bu döngü de böyle devam eder..

Olaylara her iki açıdan da bakabiliyor olmam böyle davranan babaların haklı olduğunu kabul edeceğim anlamına gelmiyor tabi ki. Çünkü bir çocuğun sorumluluğunu almışsanız sadece onun fiziksel güvenliğinin veya iş hayatının sorumluluğunu değil aynı zamanda duygularının, karakterinin ve mutluluğunun da sorumluluğunu alırsınız. Sadece maddiyata bakan aileler çözümü yüksek puanla yerleşilmiş bir üniversitede ararlar. Hayatta bu da önemlidir elbet. Ama tek önemli şey buymuş gibi bir insana robot muamelesi yapmak da doğru değildir.

Güzel bir babalar gününde neden böyle bir yazı yazdım? Babalar sadece bu hatalardan mı ibarettir? 

Kesinlikle derdim babalara çemkirmek değil. Aksine tüm hatalara rağmen sonsuz sevgi kredisine sahiptirler onlar. Ne kadar kavga edilse de insan en yakın arkadaşına, karısına/kocasına karşı bile sevgisini tüketir de aile öyle değildir işte. Ama sevgi krediniz tükenmiyor diye de kalp kırmadığınız anlamına da gelmez, bunu da sakın unutmayın. Bazen "sert olayım, otoritemi koruyayım yoksa benim lafımı dinlemez, zapt edemem" düşünceleriyle öyle şeyler yapabiliyorsunuz ki derin yaralar bırakabiliyor. Ya da daha kötüsü karakterinde istemeyeceğiniz sonuçlar oluşturabiliyor. 

Benim burada anlattığım belki biraz ilgisizlik, biraz ihmal olarak nitelendirilebilecek genel hatalar. Çok daha büyüklerini yapan aileler de var. Ben de burada anlattığımdan çok daha büyük hatalar yapan bir babanın kızıyım. Şuan onunla konuşmuyor olmamdan dolayı bunları anlatıyorum. Onu sevmediğimden değil onunla konuşmayışım, böyle giderse nefret ederim diye korktuğumdan belki. Ya da artık kırılmayı kaldıramadığımdan.. Herkes kendi hatasının farkına varır ve yapmamaya gayret gösterirse daha az kırgınlık olur hayatımızda. Bu ufak detaylar belki yarın öbür gün evladınızın size sırt çevirmesine neden olacak kadar kötü bir sonuç doğurmayacaktır ama inanın bu bir başlangıç. Böyle başlayınca gerisi geliyor. Yokuş aşağı giden ve frenleri tutmayan bir araba gibi adeta. Farkına bile varmazsınız kırdığınızın. Olağan bir hal alır ve artık acıtmadığını sanırsınız. Geri dönülmez hale geldiğinde ise "ben ne yaptım ki" dersiniz. İsterim ki bunlar olmasın kimsenin hayatında. 

Tüm babaların babalar gününü en içten dileklerimle kutlarım.

...Katre Gizem...
16.06.2013

2 yorum:

  1. Güzel ve içten bir yazı olmuş.. Yanlız tüm babalar için genellememek lazım..... Hele kız babaları için durum çok daha karışık bence... Sadece sevgiyi dışa vuruş şekilleri farklı olabiliyor. Ama herzaman için sevginin kesinlikle dille ve kalple dile getirilmesi ve karşılıklı güvenin sağlanması en önemlisi.... Tüm babaların özelliklede kızının kokusunundan çeşitli nedenlerle uzak olanların babalar günü kutlu olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim hocam. Tabi ki genellememek lazım. Ben de zaten sadece bir örnek üzerinde yoğunlaşacağımı bu yüzden belirttim. Çünkü her örneği ele alırsak yeterince detaya inmek zor olur diye düşündüm. Diğer örnekleri de fırsat buldukça yayınlamayı planlıyorum.

      Sil