Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Be Hey Dürzü | Neyzen Tevfik

Ne ararsın Tanrı ile aramda 
Sen kimsin ki orucumu sorarsın? 
Hakikaten gözün yoksa haramda 
Başı açığa neden türban sorarsın? 

Rakı, şarap içiyorsam sana ne 
Yoksa sana bir zararı, içerim 
İkimiz de gelsek kıldan köprüye 
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim. 

Esir iken mümkün müdür ibadet 
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et... 
Senin gibi dürzülerin yüzünden 
Dininden de soğuyacak bu millet. 

İşgaldeki hali sakın unutma 
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz 
Sen anandan yine çıkardın amma 
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz

Neyzen Tevfik


Baba Olmak Zor Zanaat.





Doğduğum gün ile ilgili bir yazı yazmıştı bir keresinde babam.

Sevgili kızım Gizem 01/07/1991 yılında sabah ezanıyla Bakırköy (İSTANBUL)'da dünyaya geldi. Onun gelişiyle birlikte yağmur başladı, ortalıkta güzel bir koku vardı. İşte kızımın kokusu...
diye başlıyordu..

Oğlan anneye, kız babaya derler ya hani çok doğru. Bir kız evlat için babalar daha kıymetlidir. Buna rağmen en çok çatışma da babayla olur.
Anne hep sevgidir oysa. Ve her anne aynı şekilde çok seven.. Ama babalar farklıdır hep birbirinden. Kendine göre evlat yetiştirme yöntemleri vardır. Çoğu zaman ise aynı hatalar tekrarlanır tekrarlanır durur.. Ben bir örnek üzerine yoğunlaşacağım bugün.

Bazı babalara göre bir çocuk sadece ders çalışmalıdır. Sana sorduğunda detaylı bir şekilde anlatırsan yanlış anlayabilir. Yaptığın şey dersine yararlı olsa bile ucu televizyona, bilgisayara veya evden dışarıya dayanıyorsa onu farklı algılama potansiyellerine sahiptirler. Kısaca "ders çalışıyorum baba" diye özetlemediğin sürece senin kütüphaneye/internet kafeye gitmen bir gezme ve eğlencedir. 

Mesela ben İngilizce kelimeleri Sims oynayarak öğrendim. Geçtiğimiz sene Korece'ye başladığımda da oyunu Korece yaparak o şekilde kelime ezberledim. Ama bunu babama söylesen; "OYUN OYUNDUR." Bu kadar basit ve net.

Bir çoğuna göre sosyal faaliyetler çok gereksizdir. Size hiç bir şey katmaz. İstanbul gibi büyük şehirde yaşıyorsanız özellikle, sosyal faaliyetlerinizi engellemek için ellerinden geleni yapma ihtimalleri var. Bir öğrenci ders çalışmalıdır. Ne işi var arkadaşlarıyla kafelerde, gezilerde.. Babanız, arkadaşlarınızla gezmenize izin veriyorsa şükredin. Çünkü benim lise çağlarım Bakırköy'de bombaların patladığı döneme denk gelmişti ve bu da babamın sabit bir bahanesi olmuştu.

Çok fazla telefon kullanmanız, yeni bir ayakkabı için diretiyor olmanız,  yeni bir elbise, sinema biletleri... babalar için kabus gibidir.

Ve sanırım gençken anlamakta zorlandığınız en önemli nokta ise babanızın asla bir erkek arkadaşınızın olmasına izin vermemesidir. Hatta bir erkekle normal arkadaş olsanız bile hemen sevgiliniz olarak algılanır ve görüşmeyi kesmeniz istenir. 

İyi polis, kötü polisi oynarlar hep evde. İyi polis anne, kötü polis baba olur. Annenin güzellikle dinletemediğini, baba bağırarak dinletmeyi dener. Bu yüzden de otorite olmanın büyük bir sorumluluğu vardır üzerinde. Sevgi ve şevkat gibi olguların bu otoriteyi sarsacağına inanılır. Bu yüzden de sevgilerini hep içlerinde saklar babalar.

Günümüz ortadirek ailelerinde geçimle ilgilenmekle o kadar meşgüllerdir ki o yorgunlukla bir de sizin hayatınızın detaylarına kafa yormak zor gelir. Derslerinizin ne olduğunu veya nelerin size faydalı olacağını araştırmadan "ders çalış" diyerek kestirip atarlar. Günde ne kadar zamanı oyuna ne kadar zamanı derse ayırdığınızı takip etme fırsatları olmadığından ve oyunun başından kalkmaz da başarısız olursunuz korkusundan her oynadığınız oyuna kıyametleri kopartırlar. Çünkü yeterince çalışmazsanız notlarınız kötü gelir ve ileride iyi bir meslek seçmekte zorlanırsınız. Bu da size düşük maaş ve geçim sıkıntısı olarak geri dönecektir. Bir babanın aklından geçen ilk şey de bu olduğu için o andaki hislerinizi gözardı edip robot muamelesi yapabilirler. Geçim zaten başlı başına bir sorundur. Babanız gidip ev sahibine yada sular idaresine çok para istiyorsun ben hepsine nasıl yetişeyim diyemeyeceğinden telefon faturası, eğlence masrafları gibi zaruri olmayan şeylerden kısarak dengeyi bulmaya çalışırlar. Buradan zararlı çıkan çocuklarmış gibi görünür hep. Erkek arkadaş konusu ise tam bir kabustur. Yaşın gereği insanlarla iletişimde hatalar yapabileceğini düşünür, kendi gençliğindeki meraklarını ve yaptıklarını hatırlar, olabilecek en kötü senaryoları da kafasında kurduktan sonra kızının erkek arkadaşı olmasına kesinlikle izin veremeyeceği konusunda karar kılınır. Çünkü bu konuda birebir takip edip koruma altına alamayacağını bilir. Sonuçta incinme ihtimaliniz ise çok yüksektir. En kestirme yol ise "HAYIR.!" demektir. 

Küçükken bu açıdan bakmak zordur. Dolayısıyla da sürekli isyanlar edilir. Çatışmalar olur. Büyürken empati kurmayı da öğrenir insan zamanla, anlamaya ve yumuşamaya başlar. Daha sonrasında ise zamanında kendisinin neler hissettiğini unutup aynı hataları kendisi de tekrarlar. Bu döngü de böyle devam eder..

Olaylara her iki açıdan da bakabiliyor olmam böyle davranan babaların haklı olduğunu kabul edeceğim anlamına gelmiyor tabi ki. Çünkü bir çocuğun sorumluluğunu almışsanız sadece onun fiziksel güvenliğinin veya iş hayatının sorumluluğunu değil aynı zamanda duygularının, karakterinin ve mutluluğunun da sorumluluğunu alırsınız. Sadece maddiyata bakan aileler çözümü yüksek puanla yerleşilmiş bir üniversitede ararlar. Hayatta bu da önemlidir elbet. Ama tek önemli şey buymuş gibi bir insana robot muamelesi yapmak da doğru değildir.

Güzel bir babalar gününde neden böyle bir yazı yazdım? Babalar sadece bu hatalardan mı ibarettir? 

Kesinlikle derdim babalara çemkirmek değil. Aksine tüm hatalara rağmen sonsuz sevgi kredisine sahiptirler onlar. Ne kadar kavga edilse de insan en yakın arkadaşına, karısına/kocasına karşı bile sevgisini tüketir de aile öyle değildir işte. Ama sevgi krediniz tükenmiyor diye de kalp kırmadığınız anlamına da gelmez, bunu da sakın unutmayın. Bazen "sert olayım, otoritemi koruyayım yoksa benim lafımı dinlemez, zapt edemem" düşünceleriyle öyle şeyler yapabiliyorsunuz ki derin yaralar bırakabiliyor. Ya da daha kötüsü karakterinde istemeyeceğiniz sonuçlar oluşturabiliyor. 

Benim burada anlattığım belki biraz ilgisizlik, biraz ihmal olarak nitelendirilebilecek genel hatalar. Çok daha büyüklerini yapan aileler de var. Ben de burada anlattığımdan çok daha büyük hatalar yapan bir babanın kızıyım. Şuan onunla konuşmuyor olmamdan dolayı bunları anlatıyorum. Onu sevmediğimden değil onunla konuşmayışım, böyle giderse nefret ederim diye korktuğumdan belki. Ya da artık kırılmayı kaldıramadığımdan.. Herkes kendi hatasının farkına varır ve yapmamaya gayret gösterirse daha az kırgınlık olur hayatımızda. Bu ufak detaylar belki yarın öbür gün evladınızın size sırt çevirmesine neden olacak kadar kötü bir sonuç doğurmayacaktır ama inanın bu bir başlangıç. Böyle başlayınca gerisi geliyor. Yokuş aşağı giden ve frenleri tutmayan bir araba gibi adeta. Farkına bile varmazsınız kırdığınızın. Olağan bir hal alır ve artık acıtmadığını sanırsınız. Geri dönülmez hale geldiğinde ise "ben ne yaptım ki" dersiniz. İsterim ki bunlar olmasın kimsenin hayatında. 

Tüm babaların babalar gününü en içten dileklerimle kutlarım.

...Katre Gizem...
16.06.2013

Ben'zemez Kimse Sana | Yılmaz Özdil

BEN'ZEMEZ KİMSE SANA

Üç milyar ağaç diktim.

Benden önce İstanbul çöldü.

Amazon ormanı gibi yaptım.

*

Boğaz yoktu.

Ben ayırdım ikiye.

Baktım ki, yüzerek geçiyorlar karşıdan karşıya, köprüler kurdum.

Marmara denizi boş çukurdu.

Ben doldurdum.

Bekir Coşkun | Tehlike Döndü...

Tehlike Döndü...

Mesajı aldı mı?..
*
Japonlar aldı...
Brezilya aldı...
ABD, AB, BM; NATO aldı...
Fas Kralı aldı, tüydü...
Sezen Aksu aldı...
Bu alamadı...
*
On gündür kopan kıyamet karşısında Cumhurbaşkanı “Mesaj alınmıştır” derken, bu, gazetecilere sordu:
“Siz bir mesaj aldınız mı?..”
Ürktü bizim çocuklar ne de olsa...
“Yok valla biz bir şey almadık, alsak söylemez miyiz?..”

Can Dündar | Baba, sen hele bi çekil bakalım!

Can Dündar: “Baba, sen hele bi çekil bakalım!”

Onlar da “88 kuşağı“...
20’li yaşlardalar.
10 yıl sessiz beklediler.
“Bunlar apolitik, duyarsız gençler“ küçümsemesini sineye çektiler.
Sonra (büyüklerinin anlatıp durduğu o Mayıs sabahına benzer bir sabahta) “Yetti“ deyip çıkageldiler.
Sokakta, parkta, ekranda, yeni yüzler, yeni sözler...
“5 dakkada değişti bütün işler...”

Kimya Bölümü Okumak İsteyenlere Acı Gerçekler



Bir keresinde kimya bölümü okumak evliliğe benzer diye bir yazı paylaşmıştım ve aynen şöyleydi;


Kimya bölümü okumak evliliğe benzer; ilk sene genel dersler alırsın ve aynı balayı gibidir, ikinci yılda analitik, organik, anorganik gibi dallara ayrılmaya başlar ve bu balayının bittiğini ve artık tamamen bir evli çift gibi olduğunuzu gösterir, üçüncü yılınızda işe fizikokimya biyokimya gibi konular, ağır lablar.. eklenince bu evliliğin artık boşanma raddesine kadar geldiğini, artık bıçağın kemiğe dayandığını hissedersin, son sene gelir artık boşanmak istesen de boşanamazsın ve 4. senenin sonunda artık nur topu gibi bir diplomayı verirler kucağına..