Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Bir Hayalim Var Ve Ben Bu Hayale Güveniyorum.!


Küçükken ne de kolaydır hayal kurmak. Biri size büyüdüğünüzde ne olacağınızı sorduğunda hiç çekinmeden bir cevap verirsiniz. Mantıklı mı mantıksız mı? Cevap niteliğinde mi değil mi? Düşünmeden..

Peki ya büyüdüğümüzde bu cesaretimiz nereye gidiyor? 


Büyürken ilk yaptığımız şey içimizdeki çocuğun hayallerini öldürmek oluyor. Bu nedenledir ki çocukların hayal güçleri yetişkinlerinkinden yüksektir. Öyle bir sistemimiz var ki neredeyse okula başladığımız günden sonra yavaş yavaş söndürüyoruz ışıklarımızı. Bir süre sonra sınav stresleri geliyor ve ardından meslek seçme... Bir genelleme yapmak istemem aslında ama söylemeden de geçemeyeceğim. Günümüzde bir çok çocuk mesleğini seçerken sadece kendi isteklerini, arzularını, yaparken keyif alacağı meslek olup olmadığını göz önünde bulundurmuyor. Bunların yanında ailesinin neye onay vereceğini, toplumun hangi mesleği daha çok önemsediğini de dikkate alıyor. Belki de bir başka söylemle "etki altında kalıyor" da denebilir.

Misal vermek gerekirse, hangi aile istemez ki evladı "Doktor" veya "Avukat" olmasın?? Biraz klişe kaldı ama herkesin gönlünden bir seferlik bile olsa geçmiştir. Bu aşamada çocuklarının hayallerine her koşulda destek veren ailelere gönülden tebrik ve teşekkürlerimi sunarım. 

Burada bir başarı hikayesi anlatabilirdim size. Filanca kişi şunu yapmış, bunu yapmış şeklinde. Ancak bu örnekler o kadar çok ki birini seçmek istemedim. Ailesinin isteği ve ısrarları üzerine doktor olup, mühendis olup sonra karşılarına geçip "şimdi kendi hayalimi gerçekleştirebilir miyim?" diye soracak cesareti bulanlar da var bu ülkede, genel olarak cesaret bulamayıp, "ya başaramazsam"ı düşünerek hayalinin peşinden gitmeye korkanlar da var.

Küçükken anneme söylediğim bir şeyi hiç unutmuyorum:


"Öyle bir mesleğim olacak ki, onu yapmayı öyle çok seveceğim ki akşam eve geldiğimde yorgun bitkin bir halde koltuğa uzanıp kalmayacağım öyle.."

Bunu söylememdeki en önemli sebeplerden birisi çevremdeki insanların işten eve geldiklerinde çok yorgun hissettiklerini ve tüm enerjilerinin tükendiğini gözlemlememdi. Çünkü bana göre yaptığınız mesleği ne kadar çok severseniz, çalışma şartları ne kadar ağır olursa olsun normalden daha az yorulursunuz. Aynı şekilde yaptığınız işten ne kadar nefret ederseniz de aynı şekilde normalin belki de 10 katı kadar yorgun düşersiniz.

Ancak mesele sadece yorulmakla da sınırlı kalmıyor. İşinizdeki başarınız da aynı oranda sevmenize bağlıdır. İşinizi severek yaparsanız kendinizi o işte geliştirmek için çırpınırsınız. Alanınızda bir yenilik duyduğunuzda hemen kulak kabartır ve onunla ilgili ilk adımı hep siz atar, kısa sürede de yükselirsiniz. Tabi ki yine bunun tersi durumunda gözlenecek durum da bellidir. Sevmediğiniz bir işe giderken sabah uyanmak istemezsiniz. Ayaklarınız geri geri gider. Alanınızdaki herhangi bir yeniliği duyduğunuzda oralı bile olmazsınız. Tek bir nedeniniz vardır: "Ay sonunda eve maaşla dönebilmek".

Açık konuşmak gerekirse bu hataları ben de yaptım. Bu nedenle bu duyguyu çok iyi biliyorum.  Mesela babama sorsanız hala doktor olsam ona göre daha iyiydi. Aksine bense tedavi olmak için bile hastahaneye gidemiyorum hemen midem bulanıp başım dönüyor. Kaldı ki doktor olayım.. "Sen zekisin sayısala geç" dediler. Sırf notlarım yüksek diye lisede sayısal bölüm okudum. O zamanlar sorsanız neden sayısal okudum en ufak bir fikrim bile yok. Peki, neden "ben sayısal okumak istemiyorum!" demedim. Sanırım bunun cevabını biliyorum. İstemem için bir sebebim yoktu ama istememem için de yoktu. Zaten sözel bir bölüm okumak istediğimde babamın kıyametleri koparacağını bildiğimden hiç sözel bir bölümle alakalı bir hayal kurmadım mesela. Dedim ya büyüyünce hayal kurarken bile belirli mantıklar çerçevesinde ilerliyorsunuz. Tamamen kalbinize ne istiyor diye sormuyorsunuz. Bir süre sonra insan bu duruma öyle alışıyor ki bir gün aklınız başınıza geldiğinde, kalbinize kulak vermeye çalıştığınızda bir bakıyorsunuz ki anlamadığınız bir dilden konuşuyor. Kalbiniz, dilini bilmediği bir ülkede kendini anlatmaya çırpınan bir turist gibi size ne istediğini anlatmaya çalışıyor. Bu kadar geç kalınmış bir durumda hala kalbin sesini duymak için bir umut var mıdır? Bunu henüz ben de bilmiyorum. Ama denemeye değer olduğuna inanıyorum..

Şu dünyada kesinlikle saçma bir hayal yoktur. Herkesin hayali kendine göre kıymetlidir. Bir başkasına anlamlı gelmesi gerekmez. O yüzden bir hayaliniz varsa ve çevrenizdeki kimseye mantıklı gelmiyorsa, bir araba dil dökerek anlatmaya çalışmak yerine sonuna kadar hayalinizin peşinden giderek ne kadar mantıklı olduğunu kanıtlayabilirsiniz. Burada mantıktan kastım şöyle ki; insanlar kendi elde edemedikleri şeyleri mantıksız olarak görebilirler. Kaldı ki daha önce yapılmış bir şeyi sırf az kişi yapıyor diye imkansızdır diye bir şey de yoktur. Ya da başka bir örnek vermek gerekirse; M.Ö. sinde yaşayan insanlar için de metropoller hiç mantıklı değildi..(Ben pokemon olacağım deyip camdan atlamayın da tabi.. Böyle haberleri de yaşamış bir milletiz neticede.)


Bir hayalim var ve ben bu hayale güveniyorum.!
demek o kadar da zor değil, inanın..    

Tabi ki burada anlattıklarım bir hayal kurup öylece beklemek değil. Gerçekten yürekten istediğiniz bir şey varsa bunun için savaşmaya da hazırlıklı olmalısınız. Hangi yoldan ilerlemeniz gerekiyor? Hangi adımları atmanız gerekiyor? 


"Ya bir yol açın, ya bir yol bulun yada yoldan çekilin."
Konfüçyüs

Ahmet Şerif İzgören benim bu konuda özenle takip ettiğim insanlardan birisidir. "Avucunuzdaki Kelebek" adlı kitabında hedeflerimiz için sormamız gerekenler şu şekilde özetlenmiş;


-Tatmin edici mi?
Hedefinize ulaştığınızda yaptığıma değdi diyebilecek misiniz?
-Ortak hareket edeceğiniz kişileri kapsıyor mu?
Hayalinizi kapsayan insanlar da bu konuda sizinle aynı hisleri paylaşıyor mu?
-Mantıklı mı?
Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değiyor mu?
-Belirgin bir şekilde tanımlanıyor mu?
"Ben ileride başarılı olacağım" şeklinde ne olduğu belirsiz bir hayal kurarsanız ona da erişemezsiniz.
-Ulaşılabilir mi?
Burada neyin ulaşılabilir olduğunu kimse sizin kadar iyi bilemez
-Limitleri konulmuş mu?
Zaman, yer ve sayı olarak sınırlarının belirlenmiş olması önemlidir.

O zaman bu yazıma, yeni bitirdiğim ve çok beğendiğim bir diziden, tam da bu konuya uyumlu bir şarkıyla nokta koyalım. Çevirmen bir kısmında tembellik yapmış olmasına rağmen.. :) 
Olsun o kadar da. Genel olarak şarkıdan alınması gereken mesajın yerine gittiğini umut ediyorum. 



...Katre Gizem...
23.05.2013 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder