Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Benim Gri Şehrim


Yaşadığınız bir şehri sevip sevmemeniz kuşkusuz orada yaşadıklarınızla doğru orantılıdır. Sizi sevdiklerinize bağlayan bir şehir gözünüze en güzel görünen, sürekli kötü anılarla dolu olanı ise kaçmaya çalıştığınız olacaktır. Bununla birlikte yaşadığınız yerin sizin beklentilerinizi de karşılaması gerekir ki bu da orayı sevmenizde bir diğer unsurdur.


Misal ben İstanbul'u hiç sevmem ve bunu kime söylediysem hep şaşkınlıkla karşılamıştır. Oysa ki sadece kötü hatıralar vermedi bana İstanbul. Çok eğlendiğim, geçmişe dönüp baktığımda gülerek karşıladığım bir çok hatıram da var. Ama dönüp baktığımda benim için gri bir şehirden öteye gidemedi hiç bir zaman. İstanbul'u çok sevenler beni yanlış anlamazlar diye umut ediyorum. Çünkü niyetim orayı yermek değil. Belki de kalabalığı çok sevmediğimdendir.

İstanbul, benim gri şehrim, başımı uzatıp gökyüzüne baktığımda güneşi göremediğim şehir... O şehir aydınlıktır oysa. Sadece güneş, o kocaman binaların arkasına saklandığından göremezdim ben hiç. Trafik, kalabalık, yüksek binalar derken benim gözümde hep gri bir şehir olarak kaldı. Oysa Sultanahmet var, Beşiktaş var, Beyoğlu, Taksim... Güzel şehirdir İstanbul. Ama herkesi basmaz bağrına.

Bir şarkı var bilmem biliyor musunuz. "Cem Adrian: Bana Özel". Ben çok fazla Cem Adrian dinleyen biri değilimdir belki ama bu şarkısının beni anlattığını düşünmüşümdür hep. Özellikle de "Bu gri şehrin tüm yollarını rengarenk boyamak ister" kısmını çok beğeniyorum.

Hangi şehre gidersem gideyim, eğer gri bir şehirse, ben de o gri şehrin tüm yollarını rengarenk boyamak istiyorum. 

Herkesin bildiği bir hikaye vardır hani; yağmurdan sonra, bir pencereden dışarı bakan iki insanın birinin yerdeki çamuru diğerinin ise gökkuşağını görmesi ile ilgili. Bununla benzer bir şey anlatan başka bir hikayeye daha denk geldim sonrasında. Hangi deniz kıyısına gidersen git denizin renginin de senin ruh haline göre farklı görünmesinden bahsediyorlardı. Ve sonunda anladım ki eğer ruhumuzdaki renkleri kaybetmişsek camdan dışarı baktığımızda renkli olan gökkuşağını değil de yerdeki çamuru görürüz. Bir deniz kıyısına gittiğimizde o deniz istediği kadar parlak bir mavi olsun bizim gördüğümüz kapkaranlık ve depderin  bir su kütlesi olacaktır. Yani grilik şehirde değil bizim bakan yüreğimizide biraz da.

Hayatınızın biraz da olsa sıkıcı bir hal aldığını düşünüyorsanız renklenmeye ihtiyacınız var demektir. Umarım tüm şehirler sizin için ışıl ışıl, rengarenk ve parlak olur.

...Katre Gizem...
03.05.2013


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder