Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Solaksın sen.!



Merdivenin bir kenarına oturmuştum. Bir elime başımı yaslamış diğer elimle yere dökülen yapraklarla oynuyordum. Düşünüyordum da bir yandan. Anneme seslenip küçük bir kız çocuğu gibi sorasım geldi birden: "Anne! Ben şeytanı mı doyuruyorum" Ne kadar düşünsem de içinden çıkamıyordum.

Hiç tanımadığım bir aileye bir arkadaşım vasıtasıyla misafirliğe gitmiştim. Geleneksel bir yemek yapmışlar sağ olsunlar beni de sofralarına davet ettiler. Oturduk yedik. Aşure ayındaydık, yemekten sonra aşureler de geldi. Sonra içeriye bir amca girdi, sakalı önünde, yapılı bir amca.. Selam verdi ve oturdu. Bir süre sonra şu cümleler döküldü ağzından;

"Sağ elle yenmiyor mu o? Bizde sol elle yemek yemek şeytanı beslemektir derlerdi."

Ağzıma getirdiğim lokmayı zar zor yuttum. Bana edilmişti laf. Çünkü sol elini kullanan başka kimse yoktu. Arkadaşımla göz göze geldik. Ağrıma gittiğini anladığını düşünmüştüm. Biraz espriyle karışık gerilen ortamı rahatlattı. Bense hatır için kalan son lokmamı sağ elimle yemeye zorladım kendimi.

O gece yatağıma yattığımda tek bir soru kurcalıyordu zihnimi: Elimde olmayan bir şey için neden suçlanırcasına rencide olmuştum onca insanın önünde? Kendisiyle aynı düşünmüyor diye bir insanı yargılamak büyüklük mü? Neden toplum olarak bir şeyleri başkasına dayatmakta bu kadar ısrarcıyız? 
 
O günden ötürü arkadaşıma bir tavır takınmadım. Onun suçu değildi ne de olsa. Evet ben incinmiştim. Ağrıma da gitmişti belki. Ama o sözler onun ağzından çıkmamıştı. Nasıl suçlayabilirdim ki?

Ve bir gün geldi birlikte bir şeyler içmeye gittik. Yanımızda üçüncü bir arkadaşımız daha vardı. Ben Türk kahvesi içemem. O yüzden salep söyledim. Elimde kaşık, bir yandan salebin üzerindeki köpüğü karıştırıyorum. Arkadaşımdan "sağ yeşilcim sağ" şeklinde bir uyarı aldım. O anda beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Ses tonu normaldi. Hatta belki biraz da esprili bir dille söylemişti. Ama her ne olursa olsun benim hassas olduğum bir konuydu. Sinirlendim. Aynı zamanda kırıldım da. Ufak bir tartışmadan sonra yine de kalbi kırılsın istemedim. "Özür dilerim" dedim arkadaşıma. "Belki biraz sert çıkmış olabilirim ama bu da benim hassas olduğum bir konu sen de bunu anla ve bir daha bu konuyu açma lütfen" dedim. O görüşmeden sonra bir süre aramız soğuk kaldı. İlk okul çocuğu değildik tabi ki küsmedik ama her iki taraf da kırıldığını düşünüyordu. Uzun bir aradan sonra tekrar aynı masaya oturduk. Hiç bir şey olmamış gibi... Bir şekilde konu döndü dolaştı o güne geldi ve arkadaşım bana "orada sen hatalıydın" dedi. Bir kez daha kırılmıştım. Sanırım çok hassasım. Kırıldığım halde sırf arkadaşımın gönlünü hoş tutmak için özür dahi dileyen ben bir kez daha aynı insan tarafından aynı konu yüzünden kırılmıştım.

O her ne kadar "senin iyiliğin için söyledim" diye kendini savunsa da benim açımdan göremiyor durumu. Tek isteğim bu konunun bir daha açılmaması oysa. Beni kendi halime bırakmalarını istemeye hakkım yok mu? Eğrisiyle doğrusuyla bu benim hayatımsa ve sen bir kere anlatarak vazifeni yaptıysan sürekli dile getirmek baskıya ve hatta dayatmaya girer. Yeterince büyük bir yüreğim var. O yüzden bu kırgınlıklarımı da onarırım. Yeter ki ısıtılıp ısıtılıp gündeme gelmesin böyle şeyler. Ben solağım arkadaşım. Yemek yemek ve yazı yazmak dışındaki şeylerde sağ elimi kullanabilsem de yemek yerken kendimi sağ elimi kullanmaya zorladığımda zorlanıyorum. Açıkçası gerek de görmüyorum. Görmek zorunda da değilim. Beni ben olarak kabul etmenizi bekliyorum..

Bu örneği neden verdim? Çünkü direk kuru kuruya "insanları oldukları gibi kabul edin" dediğimizde bazıları unutabiliyor. Kendinize bir sormanızı istiyorum. Belki siz de farkında olmadan bir arkadaşınızı incitmişsinizdir. Ve belki o da sırf aranız bozulmasın diye, arkadaşlığınızın hatırına susmuştur. Her insan mutlu olmayı hak eder. Onların kendilerini kötü hissetmelerini sağlamak ise yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Karşınızdaki insan ister sıradan bir arkadaşınız olsun, ister sevgiliniz, eşiniz, çocuğunuz veya kardeşiniz.. hatta köşedeki bakkalın oğlu, apartman yöneticisinin kızı, sitenizin önünde duran bekçi.. Fark eder mi? Onu öyle kabul etmek zorundasınız. Ya olduğu gibi kabul eder hayatınıza alırsınız ya da bu bana uymuyor ben bunla yapamam deyip uzaklaşırsınız. İnsanlar sizinle aynı düşünceye sahip olmayabilirler ama bu onları kötü yapmaz. Ama siz onlara sırf farklılar diye kötü hissettirecek en ufak bir şey dahi söylerseniz yada ima bile etseniz. Siz kötü olursunuz. Herkesin sizin doğrunuzdan yürümesini beklemek bencilliktir.

...Katre Gizem...
25.04.2013




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder