Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Dizilerde ve Gerçeklerde..

Herkes dillere destan bir aşk hikayesinin olmasını ister elbette. Çok sevmek, çok sevilmek... Bazen kızlar; romantik olsun, yakışıklı olsun, uzun boylu olsun, zeki olsun... Ya da erkekler; güzel olsun, seksi olsun, alışverişten hoşlanmasın.. gibi şeylerle kısıtlıyorlarmış gibi görünseler de aslında herkesin gönlünde yatan bir prens ve prenses vardır. Bir bayan olarak bayanların açısından yaklaşarak bir diziden aldığım resimlerle "çok küçük bir kısmını" anlatmaya çalışacağım. Elbette kıstaslar herkes için aynı olmasa da sanırım ufak da olsa ortak noktalara değinebiliriz.



Bir erkek düşünüyoruz. Yakışıklılık, boy-pos, meslek, zeka.. hepsi tamam. Hatta buna biraz da tatlı bir gülüş ve gamzeler de ekleyelim çünkü örneğimiz öyle. ;)


Bir şekilde bir yerlerde karşılaşıyorsunuz, tanışıyorsunuz. Romantik olması şart değil. Hatta belki öyle ki onun doğru insan olduğunu fark etmiyorsunuz bile. Ki hep de öyle değil midir? Çoğu zaman gözümüzün önünde durur ancak farkına bile varmayız.




Daha henüz bir sevgili olmadan bile birlikte vakit geçirmekten keyif alıyorsunuz. İçinizdeki çocuk onun yanında ortaya çıkıyor. 




Birlikteyken hem çok sıradan hem de sıradışı olabildiğinizi düşünün. Kimi zaman iki koca bebek, kimi zaman iki yetişkin, kimi zaman sıkıcı günlük işlerin peşinden koşup, kimi zaman ise olağan bir günde rastlanamayacak kadar ilginç... 




Bu kişi öyle ki, dışarıya karşı tek bir bütün olduğunuz, onlayken dünyayı unuttuğunuz, dinlendiğiniz bir omuz...



Yersiz inatlarınızı, şımarıklıklarınızı gülerek karşılayan, bazen kendisi de tatlı inatçılıklar yapan, yeri geldi mi de lafını dinlettiren tatlı sert bir kişi...


Mesela hayal edin. Sevgiliniz bir tatil günü sizi dışarıya çıkartıyor. Marinada biraz bisiklet sürüyorsunuz. Sonra bir bahane bulup sizi parkta yalnız bırakıyor. Derken bir sürü çocuk elinde balonlarla size doğru koşuyor. Balonları alıyorsunuz ve sonra sevgiliniz de çıkageliyor. Tam evlenme teklif edecekken siz o kadar heyecanlanıyorsunuz ki elinizden balonlar uçup gidiyor. Üstelik kurdelenin ucundaki yüzükle birlikte. Ama o kadar sevimli ki karşınızdaki veya siz o kadar sevimli görünüyorsunuz ki ne o size kızabiliyor ne de siz ona. Her olaya pozitif bakmayı öğreniyorsunuz onunla.


Sizi öyle çok seviyor ki kendinizi huzurlu hissetmeniz için elinden geleni yapıyor. Yalnız kalmak istediğiniz zamanlarda bile sizin dinlenmeniz için sessizce bir omuz olarak orada duruyor. En içinden çıkılmaz durumlarda onun cümleleriyle rahatlıyorsunuz mesela.
  

 Siz hasta yatarken yatağınızın başucunda bekliyor. Yapabilmesi çok önemli değil, bir sallama ıhlamur da olsa,  ya da belki bir limon çayı getiriyor. Ateşiniz var mı diye endişeleniyor. Özel gününüzde karnınızı ovalayıp size şarkı söylüyor mesela..


Ona öyle sıkı sarılmak istiyorsunuz ki bir daha asla gitmesin. Hep sizinle kalsın. Ömrünüzün sonuna kadar birlikte olun.


Hayatınızda görebileceğiniz herkesten nazik, sadece size özel, düşünceli.... Bu özellikler kişinin kendi tercihine göre uzatılabilir tabi.







Öncelikle söylemeliyim ki dizideki kurgu burada bahsettiğimden çok farklı. Ancak izlerken bu görmüş olduğunuz sahnelerde yanımdaki arkadaşımla verdiğimiz tepki şöyleydi: "Getirin onu buraya..!"

Ah şu romantik komedilerin başına "Bu dizide görmüş olduğunuz karakterler tamamen hayal ürünüdür! Gerçekle alakası yoktur." şeklinde bir uyarı vermeleri gerekiyor. Ön hatırlatma olarak. Öyle erkek yok! Nerede..? Var da şimdiye kadar ben mi göremedim?...

Eminim şu anda bir çok kişi bunları düşünüyordur. Belki bir kısım resimlerdeki çocuğun yakışıklılığına takıldı ve konudan çoktan koptu. Muhtemel bir kısım ise zaten Minoz olduğu için dizideki sahneleri hatırlayıp hatırlayıp gülüyor. O zaman çok dağılmadan ben konuya geri döneyim.

Böyle bir erkeği bekleyerek ömür geçmez. Romantik filmleri izler izler ağlarız. Sevgilisi olanlara bakıp bakıp "Bak herkesin sevgilisi var bir benim yok." diye dövünüp dururuz. İdeal erkeğim ha geldi ha gelecek derken olur olmaz kişileri hayatımıza sokup, bir sürü de göz yaşı döküp bir de kalkmış onları suçluyoruz ya.  Ah bu kızlar.. ;) Yapmıyor muyuz? Yapıyoruz tabi ki. Erkekler oradan hemen lafa atlamasın tabi siz de çok farklı değilsiniz hani. O konuya girmeyelim, kız kıza konuşuyoruz şurada.  
Peki ne yapmalı bu konuda? Çok basit. Öncelikle istediğiniz erkek size kendinizi mutlu mu hissettirecek? Önce kendiniz mutlu olun. Sadece fizikte artı eksiyi çeker. Onun dışında ise mutluluk mutluluğu, para parayı, sevgi sevgiyi...vs çeker. Yani ne ekersen onu biçersin. Mutluluk örneğinden devam edelim. Önce etrafımıza mutluluk yayarak tüm negatifliği bir dağıtıyoruz. Biz mutlu oldukça yanımızdakiler de mutlu olur ve yeni gelenler de sizin gibi mutlu/pozitif insanlar olur. Zaten bir süre sonra her şey rayına öyle bir oturacak ki siz bile  şaşıracaksınız. 

E peki mutluluk dediğin öyle ha deyince oluyor mu? Neden olmasın? Mutluluk nedir? Mutlu olmak için önce kendinizi tanımanız gerekir. Ben neleri severim, neleri yapmaktan keyif alırım, hangi ortamlar beni rahatsız eder? Daha sonra da sevdiğiniz şeyleri yapmaya devam edin. Hepsi bu.

Sevgilinizle gitmeyi planladığınız yerlere gitmek için illa bir sevgiliniz olmasını beklemeyin mesela. O gün canınızı bir şey mi sıktı. Kendinizi mutlu edin. Eve dönerken bir çikolata alın mesela.

Siz kendinizi sevin, gerisi su gibi gelir... 

...Katre Gizem...
27.04.2013

Not: Merak edenler ve izlemek isteyenler için dizinin adı "Personal Preference" bazı yerlerde "Personal Taste" şeklinde de geçiyor. Bu yakışıklı oğlanın adı da Lee Min-Ho. ^^ 

2 yorum:

  1. Güzellikler, küçük adımların ve ince düşüncelerin farkına vararak değerini bilmekle başlar. Anların farkındalığı daha sonraki hoş anları getirir ve bu anlalar her seferinde biraz daha çoğalarak kartopu gibi büyür. Büyüklügünü siz istediğiniz sürece devan ettirebilir ya da yarıda bırakabilirsiniz bu size bağlıdır.

    YanıtlaSil
  2. AŞK... Aşk üzerine yazılıp çizilen o kadar çok şey var ki hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu kestiremiyoruz. evet bekliyoruz hayalimizde kurduğumuz kişinin bir gün çıkıp gelmesini bekliyoruz. ama beklerken kendimizi ona öylesine odaklıyoruz ki etrafımızdan geçip gidenleri görememeye başlıyoruz.Bu konuda kız ya da erkek ayrımı yok hepimiz yaptıklarıızın karşılığını alıyoruz bir eksik bir fazla olmuş ne fark eder.
    seni içten tebrik ediyorum arkadaşım çok güzel bir yazı olmuş :)

    YanıtlaSil