Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Kızılcığa Hasret Kaldım




Sabah yine aynı sinir bozucu sesiyle çaldı alarmım. Tabi ki ben yine pek dikkate almadım ve kapatıp tekrar uyudum. Kabul ediyorum pek özenilecek bir davranış değil ama kim bunu hayatında hiç yapmadığını söyleyebilir ki. Bu her sabah uyanma çabalarımın olmazsa olmazı. Bir diğer vazgeçilmez olaylardan biriyse tam çıkmam gereken saatten 10 dakika önce bir hışımla yataktan fırlayıp ve kadınların geç hazırlandığını söyleyenlere inat hızla hazırlanıp gideceğim yere her defasında yetişenlerden olmak. İşte bu övünebileceğim bir şey.

O sabah da aynı seremoni yaşanabilirdi eğer aradıklarımı bulmuş olsaydım tabi. Bir özenle çorabımı ve hep sevdiğim pembe elbisemi giymişken gri hırkamı bir türlü bulamıyordum. Üstelik dağınık bir insan da değilimdir. Kirlilerin arasında mı acaba? Tabi ki hayır. Peki, nerede o zaman? Bu sorunun cevabını araştıracak kadar vaktim olmadığı kesin. Hemen dolabımdan uygun bir hırka buldum ve ayakkabılarıma yöneldim. Olamaz! Onlar da ortalıkta yok.


İlk defasında uyku sersemliğinde fark etmemiş olmam çok normaldi. Ama ikinci seferde nedenini buldum. Ve kime sormam gerektiğini de çok iyi biliyordum. Bir de telefonu duysaydı hiç fena olmazdı. Bir elimde telefon bir elimde çanta ve kitaplar dağınık ve gelişigüzel uydurulmuş kıyafetlerle haftanın en rüküşü olarak çıktım kapıdan. Bu ilk defa olmuyordu tabi. Ama ilk olmayışı buna alışmam gerektiği anlamına da gelmez. Yine de kızamıyorum ki.

Akşama kadar ne kadar çabalasam da ulaşamadım. Artık eşyalarımı almanın bir önemi yoktu. Acaba hasta mı oldu? Neden duymuyor telefonu? İşe gitmeden evine uğradım. Ne kapının sesini ne de telefonun sesini duymuyordu. Bu da ne uykusu böyle?

Sonunda akşam ulaşabildim. Uyuyormuş. Tabi ki bütün gece nöbette olunca insan bütün gün uyuması doğal oluyor. En azından hasta olmadığını öğrendiğim için mutluydum. Eşyalarım da tamamen aklımdan gitmişti. İş çıkışında evine gittim. Mahmur bakışlarla kapıyı açtı. Hemen sarıldım kuzuma. Birkaç gündür şehir dışındaydı ve özlemiştim. Ve başka bir şey de önemli değildi.

Benim biricik arkadaşım. Sevgilisine “damat” diye lakap taktığıma göre teknik olarak kendisi de kızım sayılıyordu. Bunu o gün daha iyi anladım. Çünkü ne zaman annemin bir şeyini beğenip, “bu çok güzelmiş” deyip alsam gülümseyerek bana: “Kızım olalı kızılcığa hasret kaldım zaten” der. Bunu her seferinde şaka olarak dediğini bilirim. Yine her seferinde de güler ve o beğendiğim şeyi ondan alırım. Tıpkı o gün olduğu gibi. Sabahında beni çılgına çeviren olay akşam hiçbir önem ifade etmemişti. Bunu bir kızım olmadan önce anlamış olmam ise tamamen ayrı bir konu. İkinizi de çok seviyorum. İyi ki varsınız. Yine de sabahları kıyafet aramazsam daha mutlu olabilirim.




...Katre Gizem...
25.10.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder