Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Hediye


Saçlarındaki bukleleri son bir kez düzeltti. Rujunu tazeledi. Taze bahar çiçeklerinden oluşan parfümünü sıktı. Siyah mini saten elbisesini son kez düzeltti. Artık çıkmaya hazırdı.

O ana kadar belki de bin kere aklından tekrar etti: Ne yapması gerekiyordu, ne kadarını yapmıştı, sırası asla karışmamalıydı… Aman Allah’ım..! Çoktan eli ayağı birbirine dolaşmıştı. Kendine durmadan şu cümleyi tekrarlıyordu;
Sakin ol! Derin bir nefes al. Böyle heyecan yapmaya devam edersen her şeyi mahvedeceksin. Sakin! Sakin! Of neden sakinleşemiyorum…?”

Eli hala kapının kolunda, derin bir nefes daha aldı. Unuttuğu bir şey kaldı mı diye tekrar arkasına dönüp odaya göz gezdirdi. “Tamam. Sanırım artık gitmeliyim.”

O gün çok önemli bir gündü. Bu kadar heyecan, bu kadar telaş boşa gidemezdi. O yüzden bir hafta boyunca tekrar tekrar her şeyi gözden geçirmiş ve tabiri caizse tüm vaktini buna ayırmıştı.

Bir yandan arabasına doğru koşuştururken diğer yandan da ayakkabılarını gitmeye çalışıyordu. Nihayet evden çıkıp arabasına binebilmişti. Galerinin önüne park etti. İçeri girdi ve ışıkları açtı. Uzun zamandır bu sergiyle uğraşıyordu. Kalbinde kocaman bir yer ayırdığı eşini, kendisini, sevgilerini ve hikayelerini anlattığı tablolardan bir sergi hazırlamış ve bu kurguyu bozmayacak şekilde düzenlemişti tüm tablolarını. İlk girişte kendi resmi vardı. Hayalleri ve çocukluğunu özetlediği bu tablonun hemen yanına benzer bir kurguyla eşinin hayatını özetleyen bir tablo yerleştirmişti. Bu iki tablonun hemen sonrasında ilk tanışmalarını sahnelediği tablo bulunmaktaydı ve sırasıyla en güzel anıları, evlenme teklifi, düğünleri şeklinde bütün aşk hikayesi yer almaktaydı. En son tabloda ise bir hediye paketi resmedilmişti. Bu tablonun tam önüne parti masasını yerleştirmişti. Tabi ki bir de her partide bulunan diğer süslemeleri de unutmamıştı.
Artık yavaş yavaş herkes gelmeye başlamıştı. Kadın eşini aradı ve eve gitmeden önce sergiye uğraması gerektiğini söyledi. Adeti bozmamak gerekir. O kadar emek edilmiş madem parti de sürpriz olsun. Herkesi arka tarafa doğru yönlendirdi. Işıkları kapatmamıştı. Eşi galeride olduğunu biliyordu. Kapatmasına gerek yoktu. İçerisi de dışarıdan bakıldığında görülmediğine göre açık kalması en iyisi olacaktır diye düşündü. Bir süre sonra eşinin arabasının farlarından gelen ışık galeriden içeriye süzüldü. Herkes yerini alsın! Adam konuşarak galerinin kapısını açıp içeriye daldı; “Hayatım bugün çok garip…” Daha henüz cümlesini tamamlayamadan kalabalığı karşısında gören adam şaşırmıştı. Bütün bir hafta bir toplantıdan diğerine koşmaktan, gece yarılarına kadar verilerle uğraşmaktan böylesine önemli bir günü unutması çok doğal değil miydi? Böylece sürpriz de bozulmamış oldu.

Herkesle teker teker selamlaşıp tebrikleri kabul eden adam resimlerin bulunduğu yoldan devam ederek parti masasına doğru yürümeye başladı. Her bir resim başka bir anıyı anımsatıyordu. Gözleri doldu. Ama fark ettirmedi kimseye. Etrafına bakındı. Eşi daha az önce yanında değil miydi? “Nereye gitti ki?” diye düşündü ama çok üzerinde durmadı ve yürümeye devam etti. Yolun sonunda kocaman bir masa onu bekliyordu. Masanın önünde elinde pastayla bekleyen eşini gördü. Gülümseyerek yanına gitti. Artık mumları üfleme zamanı gelmişti. Kalabalıktan sesler yükseliyordu. “Dilek tut. Dilek tut.” Adam dileğini diledi ve mumları üfledi. Şimdi sıra hediyeleri kabul etmeye gelmişti. İrili ufaklı bir sürü paketle dolmuştu eli. Yanında sırasını beklercesine bakan eşine baktı. Elleri boş gibiydi sanki. Şöyle bir silkelendi. “Bu kadar emek etmiş hediye de mi istiyorsun. Eh insaf..!” dedi kendi kendine. Haksız da sayılmazdı ya. Yine de kalabalıktan muzip bir ses yükseldi;
“Gelin hanım hediyesini vermeyecek sanırım”

Adam şöyle bir döndü eşine baktı. Göz göze geldiler. Bir şey söylemedi ama bir cevap da alsa iyi olur diye düşünüyordu. Kadın hafifçe gülümsedi ve eşine dönüp “Hediyeni kendin bulmalısın” dedi. Ve kalabalıktaki bir başka muzip ses daha yükseldi;
“Hadi ama! Koca salonda bir ipucu olmadan hediye aratma adama.”
“Evet, ipucu vermelisin.”
Kadın kalabalıktan gelen mırıldanmalara sadece gülerek cevap veriyordu. Bir yandan da kendini de çok zor tutuyordu. Böylesine rol yapmaya alışkın bir insan değildi ki. Kendisini bir toparladı ve eşine dönüp “Peki o zaman yaklaştığında sıcak uzaklaştığında ise soğuk şeklinde belirteyim, olur mu?” dedi. Adam şöyle bir etrafına bakındı. Hemen arkasındaki hediye paketi resimli tabloyu fark etti. Tam ona doğru yönelecekti ki kadın “soğuk” dedi. Herkes iyice meraklanmıştı artık. Adam “ciddi ciddi arattıracak mısın?” diyerek kadına yöneldi. Kadın bu sefer “hımm ılık” dedi. Adam birden gülümsemeye başladı. Eşine doğru yaklaştı. Ve yine kalabalıktaki o muzip ses atıldı ortaya;
“Eşime en büyük hediye benim işte diyorsun yani.”

Herkes gülmeye başladı. Tabi böyle de düşünülebilir dercesine gülümsedi kadın etrafa. Adam “Anladım. Hediye sende. Nerede? Ceplerinde mi? Cebi de yok ki…” diye kendi kendine konuşurken kadının omuzlarından tuttu. Kadın “ısınıyor” dedi.
“Isınıyor. Ama ısınmadı yani. Sen değilsin o zaman.”
Ah lafa atlamasa olmaz ki. 

Adam ellerini kadının kollarından aşağıya doğru çekerken tam dirseklerine geldi ki kadın, “sıcak” dedi ve ekledi “işte, hediyen.” Adamın ellerinden tuttu ve karnına doğru götürdü. Herkes gülümsemeye başladı. Adamın ise düşündüğü tek bir şey vardı. “Bu kadar hediyenin yanında başka hediye olmaz sanıyordum ama sen asıl en büyüğünü sona saklamışsın.”

O muzip olan arkadaş işe; “Nasıl ya? Ben anlamadım şimdi.” dedi şaşkın şaşkın etrafına bakarak… Herkes ona baktı birden ve sadece gülümsediler… 
…Katre Gizem…
26.03.2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder