Müzik olmadan atmayan bir kalbi var onun,

dans etmeden duramayan bir doğası,

bir de gevezelikleri var kendi çapında...

Böyle Başlamıştı Her Şey...



Hıçkıra hıçkıra ağlayan bir ses geliyordu kapıyı çekip giderken. Oysa yüreğinin çığlıkları öylesine yüksekti ki fark etmedi bile kadın. Koşar adımlarla indi merdivenlerden ve bir hışımla attı kendini dışarı. Sanki bir şeyler nefes almasını engelliyor gibiydi. İki eliyle yapıştı bluzunun yakasına. Öyle zor nefes alıyordu ki yırtmak istedi yakasını ama elleri titriyordu. Tüm gücüyle çekiyordu ama sanki hiç işe yaramıyordu. Bahçe duvarına yaslandı sonunda. Ağlayamıyordu. Bağıramıyordu. Nefes alamıyordu. Kafasında bin bir soru. Neden? Neden? Böyle mi olmalıydı?


Yürüdü kadın. Saatlerce yürüdü, nereye gittiğini bilmeden. Her zaman yürüdüğü sokaklar yabancı geliyordu. Binalar yine aynı binalardı aslında ama sanki bugün daha bir yükseğe uzanıyordu. Bütün göğü kapatırcasına... Güneş ışığını göremiyordu kadın. Sanki etraf git gide kararıyordu. Bir gri sokaklardan kaçıp diğerine giriyor oradan öbürüne dalıyordu. Nereye gittiğini kendisi de bilmiyordu. Öyle bir hırs vardı ki içinde; otursa oturamaz, bağırsa çağırsa yine olmaz, kabına sığamaz bir haldeydi. Sabahtan beri yürüyordu. Hatta belki fiziken çok uzaklaşmamıştı o evden. Ama insan kendinden de uzaklaşabilir mi? Gittiği her yere aklındaki onca yaşanmışlık, onca acı ve hatta onca güzel hatıralar da gelecekti. Bunu o da biliyordu. Birine kırılmışsanız o kişiyle geçirdiğiniz güzel anılarınızı düşünmek bir kavganızı düşünmekten daha çok acıtır canınızı. Ve hatta o anları düşünürken içinize azıcık da olsa sevgi düşüyorsa, bir de hırs eklenir canınızın yankısına. Kızarsınız kendinize onca şeye rağmen içimde hala sevgi var diye... Öfkeliydi kadın; kendisine, ona, hayata, yaşadıklarına...



Hava iyice soğumuştu ve güneş de batmaya başlamıştı artık. Oysa kadının içinde ateşler yanıyordu. Soğuktan mı yoksa sinirden mi bilinmez hala eli ayağı titriyordu. Ve birkaç damla düştü yanağına. Sonra git gide hızlandı. Kadın açtı kollarını ve başını havaya kaldırdı. Öylece duruyordu yağan yağmurun altında. Sanki gökyüzü onun adına ağlıyormuş gibi. Üzerindeki bütün negatif enerji yağmura karışıp aktı sonra. Sonunda sakinleşebilmişti kadın. Artık eve dönebilirdi.



Böyle başlamıştı onun hikayesi. O kapının ardındaki hıçkırık sesiydi. Neler olduğunu bilmese de bir şeylerin ters olduğunu biliyordu.


Kadın eve geldi ve sarıldı kızına. Usulca saçlarını okşadı ve göz yaşlarını sildi. Sonra odaya geçti...



Küçük kız artık ağlamıyordu. Hiçbir şey anlamamıştı ama aynı zamanda susmuştu da. Biraz sonra kapı açıldı. Elinde valizle çıktı kadın odadan. Kızının o küçük ellerinden tuttu. Gitme vakti gelmişti...



Katre Gizem
12.09.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder